ALEVİLİKTE DEDELİK
Alevilikte ibadet biçimi olan “Cem” İslam dininin yayılmaya başlaması ile yaşıttır.
Tarihi vesikası ise bir çok islam küllüyeleridir. Bunlardan Sahihi-Buhari Taberi tarihi, altı parmak, kıssası Enbiya ve Kur’an başlıcalarıdır. Ayrıca Kum kentinde yayınlanan İmam Cafer-i Sadık fıkıhı önemli bir kaynakçadır.
Bilindiği gibi Hz. Muhammed Mirac Dönüşü Kırklar Cem’inin toplanmasına rastlar. Bu konuda Sunni İslam ülaması ile Şii Ulama arasında netlik olmamasına rağmen her iki taraf da Cem’i onaylamadıkları bir görüş belirlemedikleri gibi hatta bazı tartışmalarında Kırklar Cemi’nin İslam içinde bir ibadet biçimi olduğunu kabul etmektedirler.
Bu konunun uzun uzun yazılması gereken bir konu olduğunu okuyucularımız bilirler. Biz bu yazının girişinde kısaca değineceğiz.
İslam dininin yayılmaya başlamasıyla, onun teokratik yapısı, şeriatın bağnaz önerilerini ve şekilci bir ibadet biçimini onaylamayan, sosyal açıdan İslam dinini yorumlayan geniş bir kesim tepkisini adına Cem dedikleri ibadet biçimini gündeme getirerek Tanrı’nın rızalığının bu şekilde de alınabileceğini ortaya koymuşlardır.
İslamın teokratik yapısında hoşgörü, kadın erkek eşitliği, insanın emek değerini öne çıkaran unsurlar olmadığı gibi, İslam şeriatının tek yanlı istekleri de rencide edici görülmüştür.
İşte bunun içinde İslam dininin yayılmasında, önemlice görevler üstlenen büyük bir bölüm ibadetten amaç Tanrı’nın rızalığını almak olduğunu söyleyerek bunun Cem yapılarak, zikredilerek ve semah dönerek yapılabileceğini de ortaya koymuşlar ve bizzat da adına Kırklar Cemi denilen cem erkanı ile hayata geçirmişlerdir.
İlk Kırklar Cemi’ne adından da anlaşıldığı gibi kırk kişi katılmışlardır. Bir rivayete göre 13’ü kadın 17’si erkek, diğer bir rivayete göre ise, 17’si kadın, 13’ü erkekdir. Birinci biçim tarafımızdan da tesbit edilmiştir. Daha sonra Miraç dönüşü Hz. Peygamber’in de katılımı ile bu sayı kırk bir kişiye ulaşmıştır.
Cem’e Mirac dönüşü bizzat katılan Hz. Muhammed semah dönerken Semah’ın ritmine kendini kaptırması sonucu başındaki sarığı açılmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli konu, Hz. Muhammed sağlığında cem ibadet biçimi hakkında herhangi itiraz eden söylemi olmadığı gibi, hadislerinde bir bir itirazına rastlanmadığı gibi Kur’an’da da 52 ayette Aleviliğin 12 hizmetine uyan ayetler bulunmaktadır. Gerek Diyanet İşleri Başkanlığının, gerekse İslam dinini kendi kafalarına göre yorumlayan şartlanmış kafaların Kur’an’da ayrılarak Aleviliğin ibadet biçiminin İslam dini ile ilgisi olmadığını söylemeleri Aleviliğin varlığında rahatsız olduklarının belli bir kanıtıdır.
Yeryüzünde var olan tüm dinlerin kendi bünyelerinde bir inanç biçimleri vardır. İnanan insanların hepsi, Tanrı’nın rızalığını almak için kimisi Kilise’de dua ederler, kimisi Cami’de namaz kılarlar, havraya giderler ve kimisi de cem evinde tevhid çekip Alahın birliği için dara dururlar. Bunlara ilave olarak da bir çok ülkede de inanç sahipleri cesetlerini yaktırmak suretiyle Tanrı’nın rızalığını aldıklarını sanırlar.
Ülkemiz Türkiye’de Sünni kesim ibadetini Camide yaparken Aleviler ise 1400 yıllık bu süreci cem evinde icra ederler.
Her iki kesim de Allah’ın birliğini, Peygamber’in resulluğunu ve Kuran’ı kabul etmelerine rağmen, şeriatın teokratik uygulamalarına ve isteklerine farklı bakmaktadırlar.
Bunların ana temelinde yatan iki önemli farklılık ise ibadet biçimi ve imam konusudur.
Sünni kesimde imamın kimliği kişiliği önemli değildir. Önemli olan o kişinin Sünni devlet yapısının belirlediği biçimde ibadet yaptırmasını bilmesidir.
Alevilikte ise imam konusu yani dedelik son derece titizlik ister. Başta İmam Cafer buyruğuna ve İmam Cafer Fıkıhına göre, 1400 yıllık Alevi geleneği de dahil olamk üzere, dede olan kişi Alevilikte bir temel doktrin olan “Eline, beline, diline” ilkesine sahip olan kişidir. Yani kız kaçırıp sebepsiz yere karısını boşamamış olacak. Yaşamı içinde haksız kazanç edinmeyecek. Toplum içinde yüz kızartıcı suç işlememiş olacak, müsahibi olacak ve müsahibinden ayrılmamış olacak, cem adab ve erkanını iyi bilmiş olacak, eğitici olacak, dini konuda sosyal konularda bilgili olacak, barışçı, birlikçi niteliklere sahip olduğu gibi, On İki İmamlar süreğini, İmam Cafer Fıkhını ve İslami bilgi sahibi olacak, ve dinler tarihine vakıf olacak.
Çağdaş olan Alevi Dedesi diğer tarafta Aleviliğin bir geleneği olan zalimden yana değil mazlumdan yana olacak, her türlü yeniliğin yanında olup, insanın insan tarafından sömürülmesine karşı olduğu gibi, toplum içindeki adaletsizliklere karşı tavır koyacaktır. Alevi dedesi hem dini, hem de sosyal açıdan halkının yanından olmalıdır.
Bunların hepsinden önemlisi de Alevilikte dedenin “Evladı Resul” olması kesin bir zorunluluktur. Yani dedenin On İki İmamların soyundan gelmesi bir kuraldır. Dede, Ehlibeyt’i temsil eden kişidir.
Sünnilikte ise bir imamda bu nitelikler aranmamaktadır. Bu nedenle günümüzde Sünni devletinin resmi temsilcisi Diyanet İşleri Başkanlığı yurt içinde ve yurt dışında bu gelişmelere seyirci devletin bütçesini hortumlayarak kendi içinde kendisine muhalif yetiştiren bir kurum durumuna düşüyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı ve siyasal yönetim İmamların bu sorumsuzca tavırlarından dolayı da güç durumlarla karşı karşıya kalmaktadır.
Alevilikte suç işleyen Dede kendi toplumu tarafından tecrit edilir.
Bilindiği gibi TC Devleti, bir sünni yapıya sahiptir. Anayasa’nın eşitlik hükümlerine rağmen, Devlet bütçesinin önemli bir bölümünü yalnız sünniliğe hizmet veren Diyanet İşleri Başkanlığına ayırmaktadır. Bununla da yetinmeyen Diyanet yurt içinde ve yurt dışında önemlice ticaret merkezleriyle devletin ayırdığı bütçeye ek olarak trilyonlar katmaktadır. Bu gelirlerin ise hesabı devlet taraından kontrol edilmediği gibi, hangi giderlere harcandığı da bilinmemektedir.
Diyanet’in 100 bin kadrosunun, 70 bin camisinin hiç birinde 25 milyon Aleviye hiç bir hizmet verilmemektedir. Ayrıca resmi ideolojinin tüm kurum ve kuralları Sünni devlet biçimine göre uyarlanmaktadır. Diyanet işlerinde görevli tüm görevlilerin aylıkları devlet bütçesinden karşılanmasına rağmen, Alevi kurum ve kuruluşlarına hiç bir katkıda bulunulmadığı gibi, Alevilerin bizzat kendi gayretleri ile açtığı Cem Evleri’ne de hoş bakılmamaktadır.
Oysa aynı devletin tüm bütçesi, Türkiye topraklarında yaşayan devlete karşı her türlü vatandaşlık görevinde de kusur etmeyen halkın verdiği vergiden oluşmaktadır.
25 milyon Aleviyi görmezlikten gelmek, Alevi dedelerinin eğitimi için hiçbir katkıda bulunmamak ve Alevileri asimilasyon sistemi ile eritmeye çalışmak, Cem evlerine karşı hiç bir yükümlülük üstlenmemek, ne Laik Cumhuriyet ilkelerine ne de Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş amaçlarıyla bağdaşmamaktadır?
Sonuç olarak, Alevilikte dedelik kurumu, tüm olanaksızlıklar arağmen, horlanmaya baskıya rağmen, toplumuna hizmet vererek adaletli davranmaya özen göstermişlerdir.
Alevi dedeleri, 4 kapı kırk makamı kendilerine rehbet etmişler, Ehlibeyt yolunu ve Hacı Bektaş Veli süreğini devam ettirebilmek için tarihi bir mücadeleyi sürdürerek günümüze kadar gelmişlerdir.
İSMAİL ELÇİOĞLU