Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

BÜYÜK AYDINLANMACI İLHAN SELÇUK; ALEVİLİK, LAİKLİK, İSLAM VE ŞEİAT KONULARINDA DİYOR Kİ!

descr50'li yıllardan beri devrimci çizgisini kararlılıkla sürdüren değerli yazar İlhan Selçuk, Cumhuriyet gazetesinde ve her yerde, bağımsızlığın, cumhuriyetçiliğin, laikliğin, devrimciliğin, ilericiliğin, solculuğun, Atatürkçülüğün, kısaca gerçek yurtseverliğin bayrağını bugün de onurla taşıyor ve yükseltiyor. Bu anlamda ve yoğunlukta olumlu bir savaşımı sürdüren bir yazar hiç Aleviliğe hem de sık sık değinmez olur mu? Üstelik Alevilik konusunda büyük bir birikime ulaşan yazıları bakımından Sayın Selçuk, 1998 yılında çok olumlu bir adım daha attı. Bu adımda kendisine başka bir Cumhuriyet'çi, değerli gazeteci Miyase İlknur arkadaşımız, bacımız yardım etmiş. Bu yazılar toplanmış ve "Enel Hakk'ın Hakkı" başlıklı, bilinen, ama kanımızca önemi henüz hiç de yeterince anlaşılmış olmayan son derece değerli bir kitap ortaya çıkmış.(1)
Bizim buradaki amacımız kuşkusuz İlhan Selçuk'un Alevilik ile ilgili tüm yazılarını tanıtmak değil. Bunu yapmak istemez miyiz? Hem de gereğince, bir değil, pekçok yazı boyunca yapmak isteriz. Ama buradaki amacımız, değerli yazarın özel olarak Şeriat ile "Anadolu Müslümanlığı" kavramı Laiklik ve İrtica üstüne görüşlerini, bu konulardaki bakış açısını, yaklaşımını çıkış noktasını andığımız kitaptan örneklerle göstermek, olanak ölçüsünde ele almak ya da bu işi başka yazılarda sürdürmek. Hemen konuya giriyoruz.

İLHAN SELÇUK'UN "ENEL HAKK'IN HAKKI"
ADLI ESERİNDEN BAZI SEÇMELER

1. 1990-1993 yazıları "Şeriatçılık" ve "Anadolu Müslümanlığı"
Değerli yazar ilhan Selçuk, 143. sayfada, 8 Mayıs 1990'da yayınlanmış olan, "Ortaçağ'a Dönüş Mü?" başlıklı yazıda, "Alevilik de Müslümanlığın Anadolu'daki yorumudur", 146. sayfadaki, "Şeriatın Kestiği Parmak!.." başlıklı yazıda, "Aleviler, oldum olası şeriata karşıdırlar" diyor.
165. sayfadaki, 10 Nisan 1991'de yayınlanmış olan, "Ramazan Davulu..." başlıklı yazıda, "Bir kitaplı din, zamanla çatallaşabilir, dallara ayrılır, mezhepler oluşur; Hristiyanlıkta ortodoks, Katolik, Protestan vb. var; Anadolu Müslümanlığında iki büyük kol Sünnilik ve Aleviliktir. (...) Aleviye 'kızılbaş'da deniyordu, Bektaşi de Aleviydi. Bu mezhebin Müslümanı, Tanrı'yı, Kuran'ı, Hazreti Muhammed'i özümseyip Hazreti Ali'yi benimser; namaz kılmaz, oruç tutmaz, hacca gitmez; şeriata karşıdır.(...)
Ham ervah sofuluk, Bektaşi fıkrasına bile öfkelenir; toplum günden güne Anadolu Müslümanlığı yerine Arabın İslâmiyet anlayışına gömülüyor; din Ramazan'da çatık kaş, asık surat, cehennem korkusu ve insana baskı demek değildir; kendimize gelelim..."
183. sayfada, "Alevî Camisi mi?.." başlıklı yazısında da şu cümleler dikkat çekiyor: "Alevilik, Müslümanlığın büyük bir kolu... Bir İslâm mezhebi... (...) Alevi şeriata karşıdır..."
192. sayfadaki, 4 Şubat 1993 tarihli, "Şeriatçılık.." başlıklı yazıda şöyle diyor: "Oktay Ekşi, Hürriyet'teki başyazısında duyarlı bir noktaya parmak basmış. Uğur'u Ankara'da son yolculuğuna uğurlayan yüzbinlerin dile getirdikleri sloganları ele almış, bir noktanın da dikkatle altını çizmiş: '...ülkemizde 'şeriat' düzeni kurulmasının, yani devletimizin din kurallarıyla yönetilmesinin, bizi ortaçağ karanlığına sürükleyeceğine biz de inanmaktayız. Ama kanımızca, bir cenaze kaldırılırken bu sloganların atılmasının ne anlamı vardı ne yararı... Tam tersine, örneğin 'kahrolsun şeriat' avazeleri bir kısım insanları rahatsız edebilirdi.(..."
Sayın Ekşi'nin kaygılarına katılıyoruz. (...) Cumhuriyet'in 31 Ocak günlü başyazısında özellikle bu nokta vurgulanmıştır. (...) Din devleti kurmak isteyenler, bu köşede İslâmcı değil, 'şeriatçı' olarak vurgulanır.(...)
Şeriat, İslâm hukukudur, hem devlet düzenini, hem kişinin yaşamını saptayan kurallar bütünüdür. Ancak İslâmın her mezhebinde ille şeriata uyulacak diye bir zorlama yoktur; sözgelimi Alevilerin yaşamında şeriat geçerli değildir.
Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Türkiyesi'nde şeriatın uygulanması olanaksızdır. Anadolu Müslümanları böyle bir siyasetin karşısına dikileceklerdir. (...) Sorulabilir: - Peki, Anadolu insanı, nasıl oluyor da Müslümanlığı benimseyip şeriatı dışlıyor? Yanıt açık: - Hırsızın elinin kesilmesine, zina yapan kadının taşlanarak öldürülmesine karşı çıktığı an, Türkiye'de yaşayan Müslüman şeriata da karşı çıkar. (...)
Ama 'kahrolsun şeriat' diye bağıralım mı? Hayır. Şeriatçılığın ne demek olduğunu demokratik ortamda kamuoyuna sergileyelim, yeter..."
210. sayfada, "Şeriatçı, Aleviyi Neden Yakar?.." başlıklı yazıda, "Alevi, Müslümandır... (...) Alevi, şeriata karşıdır... (...) Anadolu Alevisi şeriatçılığa karşı halk kesiminde güvence sayıldığından, Sünniliği şeriat devletinin itici gücü gibi kullanmak isteyen yobazlar Aleviliği karşılarında engel sayıyorlar..." diyor.
213. sayfada, "Hamamböceği..." başlıklı yazıda, "Her Anadolu Müslümanında biraz Bektaşilik vardır. (...) İslâm kültürünün bir ucu yobazlığın karanlığında, öteki ucu Bektaşi'nin güler yüzlü aydınlığındadır" diyor.
219. sayfada, "Kaniçicilik?.." başlıklı yazıda, "Şeriatçı, Müslüman olmaktan çok politikacıdır, dini siyasal iktidar için kullanır. Her Müslüman şeriatçı değildir. Anadolu Müslümanını -Sünni olsun, Alevi olsun- şeriatçılarla bir tutamayız" diyor ve şöyle devam ediyor: "Laiklik eskiden kanun zoruyla geçerliydi; Türk Ceza Yasası'nın 163'üncü maddesi, din devleti kurmak isteyenleri cezalandırır, şeriatçılar özgürce konuşamaz, yazamaz, gazete ve dergi çıkaramazlardı. Demokratikleşme sürecinde fikir ve inanç özgürlüklerini savunanlar 163'üncü maddenin kaldırılması için çalıştılar. (Bu köşede 163'üncü maddeye ilişkin çok yazı yazıldı.) Yasak artık tarihe karışmıştır.
Şeriatçı da fikirlerini ve inançlarını hiçbir şeyden korkmadan dile getiriyor. Getirsin... Şeriat devletine karşı en büyük güvence Anadolu Müslümanıdır."
225. sayfada "Şeriatçının Kökü Dışarıdadır..." başlıklı yazıda, şöyle diyor: Şeriat en kısa tanıtımıyla İslâm hukukudur; ama Kuran'da bir ayette 'din işlerinde uyulması gereken yol' olarak şeriat sözcüğü geçiyor... Peki nedir bu yol?
Şeriata ilişkin konuları 'fıkıh' inceler. (...) Şeriat sorunlarına yorumbulmak için çalışan fıkıh ustaları, dipsiz kiler boş ambarla uğraşa uğraşa, yüzyılların birikimini yeni kuşakların sırtına yığmışlardır. Sonuçta insan yaşamdan kopmuş; toplum düzeni; donmuş, kalıplaşmış, kireçlenmiş, küflenmiş kuralların boyunduruğuna bağlanmıştır. (...) Devletin düzeni şeriat üzre mi olacak? Bütün bunlar bir kenara; çağımızda Çin seddinden -Adriyatik'e kadar değil- Atlas Okyanusu'na kadar Müslümanlık dünyasında şeriatçılarla laiklik yandaşları boğaz boğaza...
Türkiye'yi bu dipsiz kavgaya sürüklemek isteyenler günden güne güçleniyorlar; bu durumda her Müslümanın şeriatçı olmadığını bin kez söylemekte yarar var... Alevi, Müslümandır, ama şeriata karşıdır; Anadolu Müslümanı, Sünni de olsa, Arabisan çöllerindeki şeriatın buyruğunda bir yaşama razı olamaz; Anadolu toprağında, İslâm inancını yobazlıkla karıştırmaya kalkışanlara yüz vermezler. (...) Şeriatın kökü dışarıdadır!.."
234. sayfada, "Kadınsız Demokrasi Olur Mu?.." başlıklı yazıda, "Ya şeriat, ya laiklik... (...) Laiklik olmadan demokrasi olmaz...(...) Diyanet İşleri Başkanlığı Türkiye'deki Alevileri Müslümandan saymıyor; Anadolu'da yaşayan 20 milyon Alevi yurttaşı gözden çıkarmışız..." diyor.
237. sayfada, "İçtihat Kapısı Açıktır!.." başlıklı yazıda şöyle diyor: "Din Şûrası sonuçlandı. (...) Şûra'da Aleviler yok!.. (...) Şeriat, bir tür uygulamalı hukuktur. Öyleyse işin içine yorumun girmesi kaçınılmazdır. (...)
1923 Devrimi'nden sonra, Anadolu Müslümanı, daha hızlı biçimde bağımsızlaştı. (...) Yine de şeriatçılık Anadolu'da büyük bir siyasal tehlikeye dönüşmektedir. Çünkü şeriat, devlet gücünü kullanıyor; kökü dışardadır, daha başka deyişle dış desteklidir; eğitim politikasını önde tutmaktadır; ekonomik alt yapısını ve örgütlenmesini bilinçle sürdürüyor ve geleceğe hazırlanıyor."
240. sayfada, "Dinde Devletçilik Şariatçılığa Dönüşüyor..." başlıklı yazıda, "Dinde devletçilik, gide gide şeriatçılığın Cumhuriyet Türkiyesi'ndeki yatırımına dönüştü" diyor.
243. sayfada, "Anadolu Müslümanı..." başlıklı yazıda şöyle diyor: "Bir süreden beri bu köşede iki tümceyi -altını çizerek- yineliyorum: Anadolu Müslümanı, İslamı birey için düşünüyor... Şeriatçı için İslam, devlet demek..."(...)
Anadolu Müslümanı, Kemalist devrimle İslam inancında yeni bir aşamaya ulaştı. Küçük Asya'da bu dönüşümün "tasavvuftan kökenlenen bir halk tabanı da vardı. Alevi, Müslümandır; ama şeriata karşıdır.(...)
Bir de şu masal söyleniyor: -Amerika büyük şeytandır, şeriatçılar ABD'ye karşıdırlar, Batı'ya kafa tutuyorlar...' Peki nasıl? (...) ABD, bugün Ortadoğu'da şeriat karanlığında yaşayan İslamcıların baştacıdır..."

2 - 1994 Yazıları: "Aleviler Nerede?"
246. sayfada, "Anadolu'da Şeriat Devleti Kurulur Mu?.." başlıklı ve 19 Şubat 1994 tarihli yazıda da şöyle diyor: "Soruyorlar: - Türkiye köktendincilerin eline geçer mi? Şeriatçılık ülkeye egemen olabilir mi? Kimisi güvence veriyor: - Yok canım, olmaz öyle şey!.. Anadolu halkı laikliği benimsemiştir... Kimisi de korkutuyor: - Bu iş çoktan bitti. Türkiye artık iflâh olmaz, şeriatçıları kimse durduramaz... Hangisi doğru?.. İkisi de.(...)
Ortağretimde zorunlu din derslerini anayasaya 12 Eylül'ün sözde Atatürk'çü generalleri soktu; artık çıkarabilene aşkolsun!.. (...) Harbiye, imam okullarından çıkışlı öğrencilere kapılarını kapamış, medrese kafasıyla yetiştirilenleri orduya almamakta direniyor; şeriatçılığa 'dur' diyor... Daha ne kadar dayanabilir?
Sünnisiyle, Alevisiyle Anadolu Müslümandır; ama şeriatçı değildir; devletine sıcak bakmaz ("din devletine" olacak, sg), kadınlara hayat hakkı tanımayan şeriatçılığı bir yaşam biçimi olarak benimsemek istemez, Anadolu Müslümanlığıyla Arap çöllerindeki Müslümanlık bir değildir, Ne varki, petro-dolarlara dayanan Arap Müslümanlığı, Anadolu'ya saldırıyor. 21'nci yüzyıla 6 kala, Türkiye şeriat tehlikesinin gün geçtikçe büyüyentehdidi altına girmiştir. (...) 1960'larda ve 70'lerde umudunu sola bağlamış bir gençlik vardı; 1990'lı yıllarda kimliğini İslamcılıkta bulmaya çabalayan gençlik, şeriata dönük politikanın itici gücüdür.
Yönetim böyle giderse belki yarın, belki yarından da yakın, şeriatın karanlığı ülkeye çöker..."
249. sayfada, "Anadolu Müslümanı Şeriata Karşıdır..." başlıklı yazıda şöyle diyor: "Şeriat, Kuran'a dayanan İslam hukukudur. (...) Son yıllarda, devleti din temellerine oturtmak isteyenlere basınımızda 'İslamcı' deniyor, bu sözcük yanlış çağrışımlara yol açıyordu; Cumhuriyet 'şeriatçı' yerli yerine oturdu, doğrusu budur; laik Cumhuriyeti şeriat devletine çevirmek isteyen de 'mürteci'dir.
İrtica, gericilik demektir. Mürteci, gericidir, yaşam biçimini bin yıl geriye götürmek isteyen kişiye, başka ne ad verilebilir?..
Şeriat 'İbadet, muamelât, ukabat' bölümlerine ayrılır, yalnız kişinin yaşamını değil, devlet hayatını en küçük ayrıntısına değin düzenler.(...)
Alevi, Müslümandır; ama şeriata karşıdır; namaz kılmaz, oruç tutmaz, hacca gitmez... Alevinin camisi yoktur. Alevi; Müslümandır, Allah'a tapar; Hazreti Muhammet'i peygamber bilir...(...)
Şeriatçılık, gün geçtikçe, ülkemizde yaygınlaşıyor, bir yaşam biçimi olarak sunuluyor; ama bugün gözleri kapalı şeriatçıları dinleyen kişi şunu bilmelidir ki laiklik ortadan kalktığı gün kurulacak düzende soluk alamayacaktır. (...) Oysa Anadolu Müslümanlığı şeriata karşıdır; çöl Müslümanlığının güdümüne girecek kadar geri bir toplum değiliz."
258. sayfada, Anadolu Müslümanı Şeriatçı Değildir..." başlıklı yazıda şöyle diyor: "Kimine göre Anadolu'da 20 milyon Alevi yaşıyor, kimine göre 25 milyon. Peki nerede bu insanlar? Şeriatçılar siyaset meydanında fink atıyorlar; Süleymancısı, Nurcusu, Nakşibendisi, mezhepçisi, tarikatçısı, bilgici ve cahiliyle tozu dumana katıyorlar...
Aleviler nerede? Dillerini mi yutmuşlar, sesleri mi kısılmış, defterleri mi dürülmüş? (...) Sanki yer yarılmış, Türkiye'deki milyonlarca Aleviyi içine çekmiş... (...) Sünni mezhebinin özgün partisine dönüşen Refah, ortalıkta bas bas bağırıyor... Alevide tıs yok.
Alevi kim? Alevilik, İslamda bir mezhep, bir dünya görüşü, bir inanç olmasına karşın Sünnilikten uzaktır... (...) Alevi Müslümandır. Ama şeriata karşıdır. (...) Alevi şeriatçı olamaz. Her Sünni de şeriatçı değildir, Anadolu Müslümanı şeriatçıya neden bağlansın?
Anadolu kültürünün yoğurduğu Müslümanlıkta yobazlık dışlanmıştır... Eğer bu dışlanma, toplumsal ve tarihsel bir olgu olmasaydı, Türk halkı laikliği benimseyemezdi. Anadolu Müslümanı, Arap Mülümanından farklıdır...
Anadolu halkı Atatürk'ü sever... İster Sünni olsun İster Alevi... Şeriatçı Atatürk'ü sevmez. Mustafa Kemal'e düşmandır. Şeriatçı, İslamı siyasete ve ticarete alet eden kişidir, Müslümanılğı particilik için kullanır, Arap kültürüyle beyin yıkamaya kalkışır... (...) Şeriatçı yobazdır!.."
271. sayfada, "Şeriat ile İslam Bir mi?.." başlıklı yazıda şöyle diyor: "Ülkemizdeki ve dünyadaki İslamcı akımların çekirdeği bir anahtar sözcükte odaklanır. Nedir o anahtar sözcük? Şeriat!(...)
Ne var ki yüzlerce yıldan bu yana Müslümanlığı değişen çağlara uydurmak, kaçınılmaz bir zorunluluğa dönüşmüştür. Osmanlı halifesi ve padişahı şeriatın çoğu hükmünü mülkünde uygulamıyor, ister istemez rafa kaldırıyordu. (...
Alevilik bu gerçeği daha başlangıçta gördü; Alevi kuralını koydu: - Müslümanım, ama şeriatçı değilim!.. (...) Günümüzde insan hakları ve temel özgürlüklerden yana olan bir kişi nasıl şeriatçı olabilir?.. (...)
Eğer şeriat ile İslam birse, bir milyarlık Müslüman nüfusun yayıldığı ülkelerin yüzde 90'ında şeriat uygulanmıyor. Şeriatta faiz haram; ama Arap bankaları Türkiye'de fink atıyorlar, laik Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmak için şeriatçıya parasal kaynak sağlıyorlar.
Atatürk düşmanları, Türkiye'de yükselen şeriatçılığın iktidara tırmanmasını Cumhuriyet devrimlerine bağlamaya çalışıyorlar: - 'Eğer Mustafa Kemal olmasaydı, tepeden inme laiklik devrimi gerçekleşmeseydi, bu tepki olmazdı...' Oysa şeriatçılık tüm İslam coğrafyasında yükseliyor; Afganistan, Mısır, İran, Fas, Pakistan, Bangladeş ve başkalarında tepeden inme laiklik devrimi mi gerçekleşti de ortalık savaş alanına dönüşüyor?.."
277. sayfada, "Cami ve Cemevi..." başlıklı yazıda şöyle diyor: "Sünni mezhebinden Müslüman camide toplanır, Alevi mezhebinden olan Cemevi'nde... (...) Anadolu'da en yaygın iki mezhepten biri Sünnilik, ikincisi Alevilik... (...) Osmanlı'da başlayıp 1923 Devrimi'yle yaygınlaşan inanç yaklaşımına göre Türkiye'de namaz kılmayan, hacca gitmeyen, oruç tutmayanlar çoğunluktadır; yaşam koşulları zorluyor, adam namaz kılmıyor, ama sorduğunda ne diyor: - Elhamdülillâh Müslümanım... Alevi mi? .. Hayır... Türkiye'deki Müslümanların çoğunluğu, Alevi olmasa da Alevi gibi yaşıyor.
Peki, şeriatçıların durumu ne... Sünni mezhebinden olup şeriatı benimseyen azınlık, İslâmı siyasete alet ediyor... Refah bu işi ustalıkla yapıyor. Camilere bir siyasal partinin şubeleri işlevini yüklemek isteyenler, bu yolda önemli adımlar atmışlardır; cami yaptırma dernekleri ya da girişimleri, dinsel ve kutsal niteliklerini yitiriyorlar. (...)
Müslümanlık artık Türkiye'de siyasete ve ticarete açıkça alet ediliyor... Din pazarlanıyor... (...)
Cemevini yıkmak... Neden?.. istiyorlar ki camilerde topladıkları Sünnilerin beyinlerini şeriatın siyasetiyle yıkasınlar; ama Aleviler toplanıp biraraya gelmesinler... Hoşgörüden yokunluk, şeriatçının kimliğine sinmiştir; bunlar Aleviler için 'Katli vaciptir' fetvalarını çıkaran şeyhülislâm kafasıyla 2000'e doğru politika yapıyorlar..."
286. sayfada, "Her Şey O Kadar Açık Seçik ki..." başlıklı yazıda şöyle diyor: "2 Temmuz 1993'de Sıvas'ın Madımak Oteli'nde 37 kişi diri diri yakıldı. (...) İçerde kim vardı?.. Asım Bezirci... Şair Behçet Aysan... Metin Altıok... Aşık Nesimi Çimen... Karikatürist Asım Koçak ve başkaları, sanatçılar, aydınlar, insanlar, sekiz saat boyunca, içerde ölümle boğuştular; sekiz saat süresince devletin kendilerini kurtarmasını beklediler, en uzun sekiz saat yaşandı, geçti, Türkiye Cumhuriyeti bu insanlara ulaşamadı. Kara kalabalık dışardayken kurbanlar içerde, sekiz saat çırpındılar... Şeriat dışarda nöbet bekledi. Devlet seyretti. (...)
37 kişi bu sloganlar atıla atıla, diri diri yakıldı, mahkemenin karar aşamasında yargıçların önünde yinelendi, her şey apaçık ortada... (...) Düpedüz şeriat uğruna insanlar diri diri yakılıyor. Ne demek bu?.. Suçlu, ne demek istediğini dile getiriyor, eliyle, koluyla, bedeniyle, gözleriyle, sözcükleriyle, tümceleriyle diyor ki: - Şeriat için yaktım, yakacağım, kafirlere ölüm!.. Cihat açılmıştır...
Ne yapmalı?.. Hiç kimse yanlış yorumlamasın!.. Türkiye'de şeriatçılık anayasanın vazgeçilmez saydığı siyasal partilere işlemiştir; yine de ne parti kapatılmalı, ne adam asılmalı ne de şeriat propagandası yaptığından ötürü kişi içeri atılmalı!.. Demokratik ortamda şeriatçılık göğüslenir, geriletilir, püskürtülür; ama devletin görevi nedir?.. Şeriat terörünü önlemek, diri diri adam yakanları cezalandırmak değil mi?..(...)

3 - 1995-1997 yazılar ı "Anadolu
Müslümanlığıyla Aydınlar El Ele"
292. sayfada, "Asık Suratla Güler Yüz..." başlıklı yazıda, "Anadolu Müslümanlığı güleryüzlüdür, çöl şeriatı asık suratlı!.. Şeriatla İslam, kimi yerde birbirinin içine geçse de aynı değildir, şeriat hukuktur, İslam inanç... Bektaşi şeriata karşıdır" diyor.
295. sayfada, "Hoşgörü, Özgürlüğün Hısımıdır..." başlıklı yazıda "Alevi Müslümandır... Ama şeriata karşıdır. (...) Alevilik mezheptir, Bektaşilik tarikat. Bektaşi, Alevi'nin şehirlisi sayılır, mizah kültürüyle beslenir; Alevilik, Hazreti Ali'yi sevenlerin inancıdır; Kerbela'da tuzağa düşürülüp öldürülen Hazreti Hüseyin'i unutamazlar;(...) diyor.
307. sayfada, "Polis Neden Emir Dinlemiyor?.." başlıklı yazıda şöyle diyor: "Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferinde halifeliği İstanbul'a taşımasından sonra baskılar Alevilere soluk aldırmayacak bir düzeye ulaştı. (...) Anadolu4'da İslâm, çöl Müslümanlığından daha değişiktir. İslamcı inancı, halkların törelerini koruyarak toplulukların vicdanına aşılamıştır; Alevilik bizim öz kaynağımızdan esinlenen bir mezheptir. (...)
1923 Aydınlanma Devrimi, halifeliği kaldırdı, Sünni devletini defterden sildi, laik cumhuriyeti ilan etti. (...) Ne var ki çok partili rejimde şeriatçılık yeniden hortlatıldı. Öyle bir noktaya gelindi ki İstanbul'da yaşanan kanlı olaylardan sonra hükümet itiraf etmek zorunda kaldı: 'Polis emir dinlemiyor!..' Niçin... Çünkü şeriatçılar poliste örgütlenmişlerdir, kimi güvenlik görevlisi Aleviyi düşman sayıyor.(...)
Alevilerle birlikte, bağnaz olmayan Sünni kitleleri, Anadolu Müslümanlığını oluştururlar. Şeriatçılar, buna karşı siyasal iktidarı ele geçirerek ülkede şeriat diktası kurmak istiyorlar; devleti ele geçirmek tasarımları da yürüyor. Poliste görülen, bu gidişin göstergesidir!.."
310. sayfada, "Anadolu Müslümanıyla Aydını El Ele..." başlıklı yazıda şöyle diyor: "Hürriyet gazetesi 'Strateji-Mori' araştırma kurumuna kamuoyu yoklaması yaptırmış... Sonuç: Ülke şeriatla yönetilmeli diyenler: Yüzde 11, Demokrasiyle yönetilmeli diyenler: Yüzde 89. Anadolu Müslümanı büyük çoğunluğuyla şeriata karşıdır.(....)
'Ülke şeriatla yönetilmeli' diyen yüzde 11'le, şeriata karış olan yüzde 89, bir arada barış içinde yaşamasını öğrenmelidir. Alevilerin yüzde 100'ü şeriata karşıdır; Sünnilerin de büyük çoğunluğu şeriat hukukuyla Türkiye'nin yönetilmesini istemiyor. Ama Müslümanlığın siyasetini ve ticaretini yapan şeriatçı; örgütlü, paralı ve hırslı...
Türkiye'nin geleceğinde 'Anadolu Aydınları' ile 'Anadolu Müslümanları' Mustafa Kemal Atatürk'ün laik cumhuriyetini el ele savunacaklar... Bu birliğe dikkat!.. Aydınları halktan tecrit etmek isteyenlerin oyunlarına gelmekten sakınmalıyız."
330. sayfada, "Anadolu'da Kadın Özgürlüğü!.." başlıklı yazıda, "Mustafa Kemal, yalnız Bektaşi ve Alevi de değil, Anadolu'nun Sünni Müslümanında da çöl şeriatını aşan bir öz bulunduğundan laiklik devrimini devletin temeline oturtmuştur. (...) Anadolu'da çöl şeriatına teslim olacak bir halk yaşamıyor" diyor.
345. sayfada, "Yobazın En Büyük Düşmanı: Müslüman!.." başlıklı yazıda şöyle diyor: "Siyaset bataklığında kulaç atmaktan başka marifeti olmayan herif, her dakika başında Müslümanlık taslamaya kalkışsa da Müslüman mıdır?.. (...)
Anadolu Müslümanı, ister Sünni olsun, ister Alevi, çöl Müslümanı değil!.. (...) Anadolu Müslümanı çöl şeriatına teslim olmayacak!.. Çöl şeriatının Türkiye'deki kökü dışarda politikasını, Anadolu Müslümanı onaylayamaz."
350. sayfada, "Yunus'tan Şeriat Dersleri..." başlıklı yazı da şöyle: "Yunus Emre'den bir şiir:

Evvel kapı Şeriat, emri nehyi bildirir
Yuya günahlarını, her bir Kuran hecesi

İkincisi Tarikat, kulluğa bel bağlaya
Yolu doğru varanı, yargılaya hocası

Üçüncüsü Marifet, can gönül gözün açar
Bu mani sarayının, Arş'a değin yücesi

Dördüncüsü Hakikat, ere eksik bakmaya
Bayram ola gündüzü, Kadir ola gecesi

Bu Şeriat güç olur, Tarikat yokuş olur
Marifet sarplık durur, Hakikat'tır yücesi. (...)

Alevilik evrene bakışında görüş açısını öylesine genişletmiş ve derinleştirmiştir ki şeriat bu kapsamda gerçeklik okyanusunun dalgalarında yüzen bir küçük gemi gibi kalır. Ne diyor Yunus: Şer ile hakikatın/ Vasfını aydım sana/ Şeriat bir gemidir/ Hakikat deryasıdır.(...)
Yunus Emre der hoca/Gerekse bin var hacca/Hepisinden iyice/Bir gönüle girmektir... Yetmiş iki millete/Bir göz ile bakmayan/Şer'in evliyasıysa/Hakikatta asidir (Şer: Şeriat).
Şeriatçı saldırıları, İslam dünyasında yeni değildir, Yunus'a da saldırdılar. İşte ozanın yanıtı: Şeriat oğlanları/Nice yol keser bana/Hakikat denizinde/Bahri oldum yüzerim.(...)
13'üncü yüzyılda şeriatçının yobazlığına karşı çıkan Yunus'a selam!..
Son olarak 353. sayfadaki 20 mart 1997 tarihli "Müftü ile Kadı" başlıklı yazıdan şu alıntıyı yapıyoruz: "Çoğu sözcük gibi 'şeriat'ın da çeşitli anlamları var; zaman ve mekân içide, bir sözcük, değişik kavramları vurgulayabilir. Şeriat kimi dönemlerde ve yerlerde Müslümanlıkla eşdeğer sayılmıştır; ama temelde ve özde 'İslam' ile 'şeriat' bir değildir; ayrımı, tarih sürecinde gerçekleşmiştir.(...)
Şeriatın gerçek anlamı 'Kuran'a dayanan İslami hukuk' tanımında vurgulanır. Şeriat, dünyanın hiçbir ülkesinde tam anlamında uygulanamıyor. Osmanlı İmparatorluğu'nda eşini aldatan kadın zina suçunu işledi diye 'recmedilmedi', yani taşlanarak öldürülmedi; Suudi Arabisan dışında çoğu Müslüman ülkede hırsızların eli kesilmiyor; uyuşturucu suçlusunun kafası kılıçla koparılmıyor; hayatın gücü şeriatın uygulanmasına karşı duruyor.
Yunus Emre, şiirlerinde şeriata karşı olduğunu açıkça dile getirir. Alevi, şeriata karşıdır.
Şeriatın iki yanı vardır. Bir yanı hukuktur... Öteki inanç!.. Osmanlıda İslam şeriatının yargı yanını 'kadı', inanç yanını 'müftü' sözcükleri simgelerdi. (...) Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nde müftüler görev başındadır; ama kadı yoktur. Neden?..(...)
Cumhuriyet devriminden hemen sonra, 1924 yılında Şeriyye Velaketi ile birlikte bütün Şeriyye Mahkemeleri kaldırıldı. Kadı tarihe gömüldü... Müftü işbaşındadır.
Tüm dünya işlerini dine bağlayan şeriat, Osmanlı devletinde kısıtlandıkça, şeriatçılar ayaklandılar; bu olgu yalnız Cumhuriyet dönemine özgü değildir. (...)
Oysa Müslümanlık, çağa ayak uydurmak yolunda, Osmanlı döneminde şeriattan kopmuştu. Günümüzde şeriatçılar, Osmanlı'dan da geridedirler. Bugün Anadolu Müslümanı kesinlikle diyor ki:
Müftüye evet... Kadıya hayır!.."
Bu uzun alıntılarımıza bir de sonuç bölümü ekleyerek yazımızı daha fazla uzatmak istemiyor, o işin baka yazılarda yapılabileceğini düşünüyor, sadece kitaptaki bütün yazıların MGK'nun ünlü 28 Şubat 1997 toplantısından önce yazıldığını belirtiyoruz.

Notlar
1) İlhan Selçuk, Enel Hakk'ın Hakkı, Cumhuriyet Kitapları, 2. bs. 1999, İstanbul
2) İlhan Selçuk, 1995, s. 143-355.
SADIK GÖKSU

Karacaahmet TV

Galeriye Git

Galeri

Galeriye Git