Kaosun Muhteşem Düzeni: "Varoluş"
Yeni Sayfa 1KAOSUN MUHTEŞEM DÜZENİ "VAROLUŞ"
Yazar: Süleyman DİYAROĞLU
GİRİŞ
Elinizdeki kitap “Kozmik Bir Senfoni- ALEVİLİK II” adlı kitabın yazılımı sırasında başlanmış ve onunla beraber aynı zamanda yazılmıştır.
“Öğretmek öğrenmektir” derler. Ne kadar doğru. Dostlarla yaptığımız söyleşiler sırasında cevabını daha önce bulamadığım birçok şeyin açıklamasının öylece dilimden kelimelerle ortaya döküldüğünü görmek insanı gerçekten şaşırtıyor.
Muhammed peygamber gibi bir ışık varlığın nasıl olup da Mirac’da Tanrı ile yüz yüze gelmediğini bir türlü anlayamamıştım. Birçok evliyanın, peygamberin (Musa gibi) bire bir görüşüp bize aktardıkları bu deneyimi nasıl olur da Muhammed Peygamber gibi bir varlık gerçekleştiremezdi!!!
Allah dediğimiz o güce ulaşmanın bir bilinç yapılaşması ve tekamül sonucu olduğunu bildiğimize göre, Muhammed peygamberin evliyalardan daha düşük bir bilinç olduğunu söylemek mümkün müdür?!?
Tabi ki değildir !! Değildir ama, tüm bu evliyalara, Musa peygambere ve Muhammed peygambere bakıp, onların yaşadıklarının ve anlattıklarının nasıl yorumlandığı ise olağanüstü önemlidir.
Sevgili Mevlana’nın güzel sözünü bir kez daha hatırlayalım; “Sen ne söylersen söyle, karşındakinin anladığı kendi bildiği kadardır”.
“Ben Tanrı’yım” diyerek ulu orta dolaşan ve konuşan Beyaz-ı Bestemi, sözlerinden dolayı saldırıya uğrar ve toplum tarafından itilip kakılınca bunu duyan sevgili üstad Mevlana der ki: “Demek ki ben bildiklerimi anlatsam Beyaz-ı Bestemi de bana saldırır”.
Benim için çok ilginç ve doğru olan bu yorum sevgili Mehmet dostumuz için hiç de öyle değildir. Ona göre Beyaz-ı Bestemi, Mevlana’dan çok daha üstün bir bilinçtir. Eh, ne diyebiliriz ki?
“Hiç bir doğru yanlış değildir”
diyen bizdik. Ve bize düşen bu sevgili canın kendi doğrusuna saygı göstermekten başka bir şey de olamaz. Çünkü belli ki onun bulunduğu boyutdan bakıldığında görünen, ifade ettiği gibidir.
Ve işte anlatmaya çalıştığım da bu!! Yani olaylara hangi boyuttan baktığınız. Hakikat’in 10.000 metrede olduğu bir yapılaşmanın eğer 6000 metresinden aşağıya bakıyorsanız, gözden kaçan ve sizin göremediğiniz daha 4000 metre var demektir yukarıda. Ve eğer kendi bulunduğunuz noktayı tek ve mutlak doğru nokta olarak da kabul ediyorsanız, ki düşük bilinçlerin genel yapısıdır bu, o zaman daha gideceğiniz uzun bir yol olduğu ortaya çıkar.
Dolayısıyla, Tanrı ile konuşan Musa’ya, “Ben Tanrı’yım” diyen Beyaz-ı Bestemi’ye, Mirac’daki Muhammed peygamberin yaşadıklarına hangi boyutdan baktığınız şekillendirecektir tüm bu ışık varlıkların anlattıklarını.
Hararet nardadır sacda değil.
Keramet baştadır, taçda değil
Ne arar isen kendinde ara
Kudüs’te, Mekke’de Hac’da değil
diyen sevgili pir Hacı Bektaş’ın sözlerini;
Zahir suya banmadan
El ayak depremeden
Baş secdeye inmeden
Kılınır namazımız
diyen sevgili Yunus’un sözlerini ve;
Gel, kim olursan ol gel
diyen sevgili Mevlana’nın sözlerini şeriat terbiyesine muhtaç ve onunla eğitilmekte olan bir Müslümana anlatmak ne kadar mümkündür!?
İstisnasız olarak muhatap olacağınız her insandan haklarında övgüler alacağınız bu ışık varlıkların konu söylediklerine geldiğinde, hemen tüm bilinçlerde bir tıkanma yaşanacak ve kabul etmeleri zor olacaktır.
Zor olacaktır çünkü ellerinde “kesin ve mutlak doğrular” olarak kabul ettikleri Kur’an ayetleri vardır ve bu sözlerin çoğu, kutsal kitapların ayetleri ile çelişmektedir.
Ne demek “baş secdeye inmeden kılınır namazımız?”
Nasıl olur da “kim olursan ol gel” diyebilirsin ?!? Bırakın Musevi’yi, Hristiyan’ı, oruç tutup namaz kılmayan bir Müslümana bile tahammül edemeyen insanlar bu felsefeyi kabul edebilirler mi hiç?!?
Oruç tutun, namaz kılın, kurban kesin, hac’ca gidin, zekat verin ve hatta cihad edin diyen Kur’an ayetleri mi, (yani Allah Kelamı) geçerli olacak yoksa evliya dediğimiz kişilerin “insan kelamı mı?!
İşte konunun can alıcı noktası !!! Allah kelamına karşı insan kelamı !!? Her ne kadar onlar birer evliya iseler de!!?
Ama göz ardı edilen ve unutulan çok önemli bir nokta vardır ki o da şudur: “Tüm din kitapları gerçekte birer eğitim öğretim programlarıdır. Evliyaların sözleri ise ait oldukları boyutun yalın hakikatlerini yansıtır !!!”
Beyaz-ı Bestemi “ben Tanrıyım” derken kendi boyutunun en yalın açıklamasını yapıyordu. Mevlana bu konuda ki düşüncesini ortaya koyarken o da kendi bilinç boyutunu en yalın şekilde bize yansıtıyordu. Ne Beyaz-ı Bestemi’nin ne de Mevlana’nın sözlerinde eğitim amaçlı bir kaygı yoktu. Picasso, Mozart veya Leonardo da Vinci gibi üstatlar da bulundukları boyutun frekansını kendi eserlerine taşımış ve onu öylece, hiç bir kaygı taşımadan, anlaşılır veya anlaşılmaz, kabul edilir veya edilmez olduğuna bakmadan sergilemişlerdir. Çünkü onların görevi budur. Onlar azınlığa konuşurlar.
Oysa “Dinler birer eğitim programlarıdır ve toplumun tüm bireylerini hedef almışlardır”!!!
İlkokul talebesinden profesöre kadar tüm bilinç katmanları için bilgi taşıdıklarından, tüm din kitapları “amaç kaygılı” kitaplardır ve bu kaygıdan dolayı da bilgi, eğitime muhtaç ve Hak-i Kat bilincinden uzak olan bu canlara hiçbir zaman öylece verilemez. Bu işlem öyle dikkatli gerçekleştirilmelidir ki, hem bütün sınıf talebeleri gerek duydukları bilgileri alabilmeli, hem de diğer sınıfların bilgilerini görüp bu bilgilerin frekanslarına maruz kalmamalılardır!!!
İyi ama, ilk, orta ve lise bilgileriyle, üniversite bilgilerinin hepsinin aynı kitapta toplanması ve hepsinin sadece ilgili bilinç grubuna ulaştırılması nasıl mümkündür ?!? (Bilgi Kitabı da dahil olmak üzere bütün Kozmik Kitapların en önemli özelliklerinden biridir bu!!) Öyle ya taşıma kapasitesi 100 ton olan bir uçağa eğer 10 000 ton yüklerseniz daha kalkış sırasında parçalanması kaçınılmazdır. Eğitim kaygılı bu kitapların amacı da uçağı uçurtmak olduğuna göre herkese taşıyabileceği kadar yük vermeye azami dikkat ederler.
İşte tüm bu kaotik yapı ve farklı bilgi kaynakları, üzerinde tüm boyut varlıklarının bedenlendiği sevgili Dünyamızı adeta bir eğitim ve öğretim alanı kılmakta ama aynı zamanda da, mezuniyet törenlerini kutlayan ve bu mezunlar sayesinde tüm bilinmeyeni sorgulayabilen bilinçler yaratmaktadır.
Unutmayın ki bir evren olan sizi meydana getiren organlarınızı oluşturan hücrelerden hiç biri diğer bir organ bilincine uyumlu değildir ve orada var olamaz.
Hücresel bazda bir kaosu ifade eden bu yapı diğer taraftan bir evren olan sizi var eden inanılmaz bir düzenin de yaratıcısıdır. Aynen varlık alanına çıkmış yaradılışın yapısı gibi!!!
Ne inanılmaz değil mi?!?