Hadislerde Ehlibeyt
Yeni Sayfa 1
Ehlibeyt, Peygamber’in soyudur. Bu soy, Ali ile kızı Fatıma’dan doğan çocuklarca sürdürülür. Peygamber, kendi soyunun, ailesinden gelen kişilerin İslam’daki önemini de öne çıkaran çok önemli sözler söylemiş, onların toplumdaki öncü ve ideal kimliklerini öne çıkarmıştır. Ehlibeyt, bir bakıma yeni yaratılmaya çalışılan İslam toplumunun motoru olarak görülmüştür.
Peygamber’e göre “Ehlibeyt Nuh’un gemisi gibidir. Ona binen kurtulur, ondan geri kalan boğulur. Onların bilgisi herkesi aşar”. Ehlibeyt’in sevilmesini ister. “Bizim hakkımızı bilen ancak Cennete girebilir. Ehlibeyt’e buğzeden namaz kılıp oruç tutsa da Cennete giremez”. Ehlibeyt’e karşı olanlara karşı olduğunu belirterek: “Ben sizin savaştığınızla savaşır, barıştığınızla barışırım” der.<1>
Ehli Sünnet’in dört büyük “ulema”sından biri olan Ahmet bin Hambel “Kitab-ı Müsned”inde şu ilginç ve oldukça da önemli olan hadisi aktarır. Peygamber şunu söyler:
“Tanrı Adem’i yaratmadan önce ben Ali ile bir nurduk. Adem’i yarattıktan sonra, bunu iki parçaya böldü. Birisi benim. Ötekisi ise Ali’dir”.<2>
Sünni hadis bilginlerinin derlemelerinden oluşan “Kitab-ı Sitte”de Peygamber’in Ehlibeyt’ine ilişkin çok sözü geçer. Peygamber Ehlibeyt’ini; İslam toplumunun kurtuluşu ve kılavuzu görerek “Nuh’un gemisi”ne benzetir. Ehlibeyt’i kurtuluşun (selamet) kapısı olarak görür. Ehlibeyt’in “arkasından gidilmesi”ni ister. Çünkü onların herkese göre bilgili olduğunu düşünür. İman sahibi olabilmek için Ehlibeyt’e “sevgili olunması”nı ister. İslam’ın esasının kendisini ve Ehlibeyt’ini sevmekten geçtiğini belirtir. Ehlibeyt’i en çok sevenin kıyamet gününde sırat köprüsünden “en rahat” geçebileceğine değinir. Hasan ve Hüseyin gibi torunlarının kendi “tiynetinden yaratıldığı”nı söyler. Kıyamet gününde Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’le “aynı makamda” olacaklarını belirtir. Bu aile bireylerini sevecek olanların kendileriyle birlikte kıyamet gününde “aynı düzeyde” olacaklarını söyler. Ehlibeyt üyelerinin “Cennet ehli” olduklarını, Hasan’la Hüseyin’in “Cennet ehli gençlerin efendisi” oldukları, bunlara karşı olanlara kendisinin de “karşı olduğu”nu, Hasan’la Hüseyin’in “sevilmesi gerektiği”ni, torunlarının bu dünyanın “reyhanı” olduklarını, Ehlibeyt’in kimselerle karşılaştırılamayacağını, çünkü bunların “kendi ailesi olduğu”nu belirtir. Peygamber torunlarının tıpkı kendisine benzediklerini, bunları oldukça çok sevdiğini, onlarla çok yakından ilgilendiğini, toplumunun da onları çok sevip koruması gerektiğini söyler.<3>
Peygamber Muhammed torunlarına çok düşkündür. Onlara çok önem verir. Zarar görmelerini istemez ve çok özel olarak yetiştirir. İnsanlığı, Tanrı’nın yarattığı bir ağacın parçaları olarak niteleyen Peygamber; Hasan’la Hüseyin’i bu ağacın “meyveleri” olarak niteler.<4> Bu çok sevdiği torunlarını, “Cennet’in üstün gençleri” olarak adlandırır ve onların “Cennet ehlinin en üstünleri” olduklarını söyler.<5>
Peygamber’e göre; Ehlibeyt’in “kadrini bilmeyenler”, onlara “buğz edenler” oruç tutup namaz da kılsalar bunun hiçbir geçerliliği olmayacak ve kesinlikle cennete giremeyeceklerdir.<6> Ona göre; yıldızlar nasıl “göklerin teminatı” ise, Ehlibeyt de “ümmetin teminatı”, güvenliği ve güvencesidir.<7>
Durum bu kadar açık olmasına karşın, acaba uygulama böyle midir? Düşündürücü… Kerbelâ ve Kerbelâ türü olayları işleyenler, işletenler, o tür olayları yaratanları savunup destekleyenler bu Peygamber sözü karşısında acaba ne düşünmektedirler.
www.alewiten.com, 21.11.2002
-----------------------------------------------------
<1> Uluçay (1997), C. I: 156; Muhammed Et-Tiycani Es-Semavi (1999): 23 vd.
<2> Bkz. Erdemir: 46.
<3> Bkz. Uluçay (1997), C. I: 179 vd., 186 vd., 200 vd., 203 vd.; Erdemir, 11 vd.
<4> Hadis için bkz. Aksoy (1998): 111.
<5> Hadis ve geniş yorumlar için bkz. Aksoy (1998): 139-151.
<6> Hadis için bkz. Dinçer (1996): 169.
<7> Hadis için bkz. Aksoy (1998): 116.