Cemal Şener: Karacaahmet Ulu Veli Akıllanır Gelen Deli

Anadolu da; sağlığında sevilen sayılan, buyruğunda gidilen, ulu kişiler; vefat ettiklerinde bunlara saygının sevginin bir ifade biçimi olarak mezarlarının bulunduğu mekanlar halkın kutsadığı yerlere dönüşür. O`nun inananları sağlığında olduğu gibi Hakk`a yürüdükten sonra da acılarını ve sevinçlerini Onlar`ın yattıkları mekanı ziyaret ederek paylaşırlar.
Bu karşılıklı sevgi, saygı ve inanç ilişkisi süreç içinde kurumlaşarak inanç merkezi haline gelebilir. İşte "Karacaahmet Sultan Dergahı"da benzer biçimde oluşmuştur. Karacaahmet Sultan adı Anadolu’da yaygın olarak bilinen bir kişiliktir. Bugün kendi ismi ile anılan İstanbul –Üsküdar’daki Karacaahmet Sultan Dergahı O’nun Hakk’a yürümesinden sonra; O’nun sevenleri sayanları, O’nun bu dünya ve öte dünyaya ilişkin buyruklarına insan ahlarının ziyaretleri sonucu oluşmuş bir inanç merkezidir.
Karacaahmet Sultan’ın Türkistan’dan Anadolu’ya gelen Alp erenlerden olduğunu XIII. XIV. yüzyıllarda yaşadığını kaynaklar belirtmektedir. O yıllarda Anadolu’ya yerleşmiş olan Hoca Ahmet Yesevi halifelerinden Hünkar Hacı Bektaş Veli ile buluştuğu O’nun yakınları olan; Abdal Musa Sultan, Geyikli Baba, Kızıl Deli Sultan, Sarı Saltuk Sultan, Kolu Açık Hacim Sultan, Taptuk Emre gibi birçok evliya-eren gibi Anadolu’yu irşat etmek için yapılan görev bölümüne katıldığı anlaşılmaktadır.
Kaynaklar; Karacaahmet Sultan’ın Hacı Bektaş Veli’nin yanında dervişlik hizmeti yaptığı O’nun tarafından yetişitirildiği Alevilik’te 12 Hizmetten biri olan "Gözcü"lük görevinin bizzat Pir Hacı Bektaş Veli tarafından verildiği o günden beri kendisinin "Gözcü Karacaahmet Sultan" diye anıldığını, bugün Alevi cemlerindeki "Gözcülük hizmetinin hala O’nun ismi ile yapıldığını kaydetmektedir.
Hacı Bektaş Veli’nin Vilayetnamesinde Hacı Bektaş Veli’nin Karacaahmet Sultan’a; "Karaca’m, Karaca’m....bir yerde mekanın olsun, kırk yerde çerağın yansın..!" dediği yazılıdır.
Buradan anlaşılan; O’nun biryerde yerleşip oturması ama sayısız yerde çerağının yanması çevresini aydınlatılması, çevresindeki insanları irşat etmesidir. Karacaahmet Sultan’ın Anadolu’da yedi yerde türbesi, üç yerde makamının olduğu yani yatırının olduğunu da tarihi ile ilgili yazılılanlardan öğreniyoruz. Bunlardan bazıları; Manisa, Aydın, Afyon, Sivrihisar ve İstanbul’dur. Manisa’daki; Akhisar / Karaköy’de, Eşmedeki, Karacaahmet Köyü’nde annesi Sultan Ana’nında mezarı olduğu biliniyor.
Karacaahmet Sultan’ın adı Manisa ve Afyon Karahisar’ın fetihlerinde de geçiyor. 1371 tarihli Saruhan Oğulları’nın son hükümdarı İshak Çelebi’nin vakıf olarak bağışladığı topraklar için düzenlenen Vakıfnamede; "Süleyman Horosani oğlu Karacaahmet" diye imzası bulunuyor.
1397 tarihinde düzenlenen bir başka vakfiyede ise; "Gökçeağaç denilen iki kıt’a arazinin Cem’isinden gelen hasılat Eş-şeyh arif-i billah Karacaahmet Tekkesi’nin misafirleriyle Tekke’nin sakinlerine orada yapılmış merkadın hizmetçileri ile gelip gidenlere, halin iktizasına göre tamamıyle sevkedilecektir." deniyor. Bu bilgiden Karacaahmet Sultan’ın bu tarihte hayatta olmadığı anlaşılıyor.
Karacaahmet Sultan’ın doğum tarihi bilinmiyor. Horasan’da doğduğu orada yetiştiği babasının Ehlibeyt soyundan gelme bir Türkmen Şahı olduğu söylenceler arasında bulunuyor.
Anadolu’da Hacı Bektaş Veli’nin görevlendirilmesi ile; Manisa’ya yerleştiği Saruhan Türkmen Beyliği’nin yöneticisi Saruhan Bey’e yardımcı olduğu O’nun ordusuna hem doktor hem akıncı olduğu Afyon’un alınmasında bulunduğu kaynaklarda belirtiliyor. 1371’de yaşadığı ama tahminen 1397’de Hakk’a yürüdüğü vakfiye belgelerinden anlaşılmaktadır. Manisa, Sivrihisar, Akhisar, Afyon’dan sonra Osmanlı Batı’ya Bizans’a İznik’e doğru uzandıkça biz Karacaahmet Sultan gibi, bazı Alp Erenler’in İstanbul-İzmit-Bursa yönüne gittiğini görüyoruz. Geyikli Baba, Gözcü Baba, Kartal Baba v.s den sonra Gözcü Karacaahmet Sultan’da; o yıllarda İstanbul’da Kadıköy-Üsküdar arasındaki bir yere yerleşir.
Dergahı’nın kapısını ardına kadar açarak "yedi kıta, dört iklim, on sekiz bin alem"e seslenmeye başlar.
İstanbul Üsküdar, Karacaahmet Sultan’ın yerleştiği son yer olmuştur. Daha sonrada bu makamı ile anılmıştır. Karacaahmet Sultan’ın diğer Anadolu ve Rum Erenleri’nden bir farklı yanı ise; Ermişliğin dervişliğinin yanında birde hekim evliya olmasıdır. Akıl hastalıklarını tedavi etmesidir.
Bugün Karacaahmet Sultan Dergahı olarak bilinen yer, yıllarca sinir ve ruh hastalıkları tedavi merkezi olarak hastalara "şifa ocağı" olmuştur. Çeşitli tedaviler sonucu hastalıklarına çare bulamayan insanlar Karacaahmet Sultan’ın tedavi yöntemleri ile sağlıklarına kavuşmuşlardır. Akşam zincirlerine vurulmuş olarak dergaha gelen hastanın ertesi günü elini kolunu sallayarak sağlığına kavuştuğu defalarca gerçekleşmiştir.. Karacaahmet Sultan’ın bu özelliği ününe ün katmış O’nu ölümsüzleştirmiştir. Bugün modern tıbbın gerçekleştirmekte zorlandığı sinir hastalıkları Karacaahmet Sultan’ın doğal tedavi yöntemleri ile giderilirmiş. Halk Karacaahmet Sultan’ın bu özelliğini şöyle şiirleştirmiştir.
"Karacaahmet ulu Veli" / "Akıllanır gelen deli"
Karacaahmet Sultan’ın tedavisi şöyle olurmuş:
Dergaha gelen akıl hastası tomruğa urgan ile sıkıca bağlanarak geceyi dergah avlusunda geçirirmiş. Sabah hasta iplerinden çözülüp mürşide götürülürmüş. Hasta ilk gece iyi olmamış ise, bir veya birkaç gece daha bu yöntem denenirmiş. Mürşitten başkası görüştürülmez, tuzsuz ekmek ve sebze çorbası dışında yemek verilmez. Düzelme görülürse önce ayak ipleri çözülür, mürşit gözetiminde dergah avlusunda gezdirilirmiş.
Karacaahmet Sultan’ın oturduğu taşın dövülmesinden yapılan toz, su ile karıştırılıp hastaya içirilirmiş . Bu toza cevher denir. Daha sonra soğuk su ile duş yaptırılır. Bu şok etkisi yapar. Tedavi sırasında hafif olarak müzik dinletilir. Dinletilen müziğin nefes ve semah olduğu tahmin edilmektedir.
Hasta biraz düzelirse toprak ile uğraşması için bağ, bahçe tarımında çalıştırılır. Hafif işler yaptırılır. Tedavi tam 40 gün sürer. Daha fazla konuk edilmez. Hastalardan asla ücret alınmaz. Kadın hastalara ailenin kadınları tarafından tedavi kuralları uygulanır.
Bu tedavi şekli sadece; Karacaahmet Sultan’ın İstanbul –Üsküdar’daki Dergahı’nda değil, Manisa, Erzincan/Kemaliye Ocak Köyü’nde de yakın zamana dek uygulanmıştır. Akıl hastası olup ta birçok tedaviye olumlu cevap vermeyen hastaların bir kısmı yakın zamanlarda bile bu mekanlarda tedavi edilirmiş. Bu tedavi yöntemlerini yani doğa ile tedavi denilen doğa ile bağlanmayı, soğuk duş tedavisini, şok tedaviyi bir işle uğraşmayı vs. bugün modern tıpta kullanmaktadır.
Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba’nın dediği gibi "Karacaahmet Sultan’ın özellikle, bunalım içinde olan halkın sinir ve akıl hastası dediği sağlıkları bozuk kimseleri tedavi ettiğine bakılırsa zamanın psikiyatrisi olduğu" söylenebilir. Şakayık, Karacaahmet Sultan’ın Orhan Gazi dönemi Türkmen büyükleri arasında sayar. "Acem hükümdarlarından birinin oğlu olup cezbeye düşerek Anadolu’ya geldiğini" yazar. Tarihçi Ali ise; "O tarihte Rum Erenleri’nin şöhretli kutbu Karacaahmet Sultan idi, çağında elli yedi bin müridi O’nun emri altında idi." Diye yazıyor. Künh-ül Ahbar’da Müverrih Ali ise "bu zatın Rum Erenleri’nin namlı kutuplarından biri olup Sivrihisar’da oturan Seyyid Nurettin adında bir zat terbiyesi ile seccade nişin" olduğunu yazıyor. Emircan Sultan’ın halifesi olan Ahmet Fakih’in Konya’daki kitabesinde (Vefat:687h. 1288 M9 ise; “Elli yedi bin Rum Erenleri ile Sakarya suyu kenarında toplanmışlardı. Karacaahmet bunların gözcüsü idi.” Diyerek Karacaahmet Sultan’ın tarihi kişiliğini tanımlıyor.
Karacaahmet Sultan’ın Mezarlığı
Karacaahmet Sultan’ın Mezarı İstanbul / Üsküdar’da kendi adını verdiği dünyanın en büyük mezarlığı kabul edilen mezarlıktadır. Karacaahmet Sultan’ın doğumu gibi ölüm tarihide net olarak bilinmiyor. Mezarını rüyasında gördükten sonra anıt mezar haline Kanuni Sultan Süleyman’ın kadın efendilerinden Gülfem Hatun yaptırmıştır.
Yatıra, sade bir kapıdan giriliyor. Dar bir koridorun karşısındaki kapı girenleri Karacaahmet Sultan’a ulaştırıyor. Yatırın olduğu yer geniş bir salon olup, bol ışıklı sade bir kubbe ile örtülüdür. Tam orta yerde nadide yeşil puşidelerle örtülü görkemli bir sanduka bulunmaktadır. Yanında büyük bir zikir tesbihi asılı bulunuyor. Yerler halılarla kaplı olup, camlı vitrinde Karacaahmet Sultan’ın deve tüyünden örülmüş orijinal hırkası, tesbihi, sancağı ve diğer eşyaları bulunmaktadır. Bu mütevazi türbe yaklaşık 700 yıldır O’nun sevenlerinin On’dan şifa bekleyenlerinin, yardım dileyenlerin ardına dek açık kapısı olarak hizmete devam ediyor. Türbede, giriş kapısının solundaki kapıdan içeri girilince üç mezar ziyaretçileri karşılar. Bunlar Karacaahmet Sultan’a hizmet eden gönül dostlarının mezarlarıdır. Mezar taşlarında; Selim Dede (1156-1732), Tekkenişin Şeyh Halil (1079-1688), üçüncü mezardaki tarihte ise;1050-1640 yazılıdır.
Karacaahmet Sultan’ın annesi “Sultan Ana”nın mezarı Eşme’de Karacaahmet Köyü’nde bulunuyor. Kızkardeşinin adı ise “Kadıncık Ana”dır. Oğularından, “Kan Abdal” ve “Kanber Abdal” hakkında fazla bilgi bulunmamakla beraber diğer oğlu Hıdır Abdal’ın mezarı Erzincan/Kemaliye ilçesi Ocak köyündedir. Hıdır Abdal Sultan Dergahı’da İstanbul /Üsküdar –Karacaahmet Sultan Dergahı gibi misyonunu günümüzde de sürdürüyor. Alevi inancında “Düşkünler Ocağı” olarak özel ve önemli bir yeri vardır.
Karacaahmet Sultan’ın Atının Mezarı
Karacaahmet Sultan Dergahı’nın kendine özgü tarihsel bir özelliği ise; kendi mezarının olduğu gibi Karacaahmet Sultan’ın kendisini Türkistan’dan Anadolu’ya getirdiğine inanılan atının da mezarının türbe yakınında olmasıdır. Kendi yatırını ziyaret edip O’ndan kendi dertlerine derman ve sorunlarına çözüm diledikleri gibi atının da aynı şekilde kutsanması ve atından da çeşitli dileklerde bulunulmasıdır. Bu bir anlamda Türkler’in ata verdikleri önemi de göstermektedir.
Atın mezarı Karacaahmet Sultan’ın yatırına tahminen 100 metre kadar yakınında ayrı bir mekanda bulunuyor. Altı sütunlu bir kubbenin altında bulunan açık bir alandaki bu at mezarı da Karacaahmet Sultan’ın sevenlerinin ziyaret seline sahne olmaktadır.
Karacaahmet Sultan’ın yatırına yaklaşık 700 yıldır Anadolu’nun dört bir yanından derdine derman arayan O’nun sevenleri; sayanları sel gibi akarken, atını ziyaret edenler ise daha çok; yürüyemeyen veya geç yürüyen çocuklarına atın bulunduğu kubbe altına getirilir. Onları orada yürütürken ayakları arasına arpa serperler. Burayı ziyaretle çocukların daha çabuk yürüyeceklerine inanırlar.
Günümüzde hayvanları sevmek, korumak için çeşitli dernekler kurulmakta, kampanyalar düzenlenmektedir. Bunlar aslında hayvanları sevdirerek çağdaşlık gösterisi sergilemeye çalışmaktadır.
Halbuki; Anadolu’da Aleviler yaklaşık 700 yıldır örnekle görüldüğü gibi sadece Karacaahmet Sultan’ın değil, atınıda kutsamaktadır. Sadece Anadolu’yu aydınlatan Anadolu erenlerine değil, onlara hizmet edip dünyasını değiştiren hayvana da saygı gösterilmekte, kutsanmakta, dertlerine derman aranmaktadır, şifa dilenmektedir.
Günümüzde Karacaahmet Sultan Dergahı
Karacahmet Sultan Dergahı’da; Osmanlı döneminde İstanbul’da bulunan yaklaşık 20 civarında Alevi-Bektaşi dergahının 2. Mahmut döneminde “Vaka-i Hayriye” nedeni ile uğradığı akıbete uğrar. Sadece dedeleri ve yöneticileri değil bina ve içindeki tarihi değeri olan tüm eşyalar, kitaplar yakılır, yıkılır dedeler sürgün edilir. Direnenleri ise anında yok edildi. Bu sonucu kabullenmek istemeyenler, Üsküdar Meydanı’nda kurulan darağacını boyladılar.
Dergahın tekrar açılıp, sevenleri ile buluşması II. Meşrutiyet dönemine denk düşer. Dergah, Osmanlı’nın İstanbul’a gelişini olduğu gibi Osmanlı’nın yıkılışını da gördü. Bu yıllarda işgalci güçlere karşı Mustafa Kemal’in önderliğndeki “Ulusal Direniş” hareketine tüm olanaklarını seferber etti. Ulusal direnişe, para, silah ve asker sağladı. Dergahın tüm sevenleri Kuvayi Milliye saflarında yer aldılar, Cumhuriyet kurulana dek bu görevi sürdürdüler.
Cumhuriyetin kurulmasından sonra “Tekke ve Zaviyelerin Kapatıldığı” sırada Karacaahmet Sultan Dergahı sevenleri ve dedeleri “Baba Ocaklarını” gönüllü olarak tıpkı Hacı Bektaş Dergahı gibi kapattılar ve anahtarlarını bizzat TBMM’ne kendi elleriyle teslim ettiler.
İstanbul’daki Karacaahmet Dergahı’nın kapanmasını Manisa’daki, Afyon’daki ve Erzincan-Kemaliye / Ocak köyündeki Hıdır Abdal Sultan Ocağı’nın kapatılması izledi. Ama halk bu resmi kapatılmaya gizliden gizliye muhalefet etti. Karacaahmet Sultan’ı hiç yalnız bırakmadı. O’nu sevincinde, üzüntüsünde hep aradı. İyi ve kötü günlerini Onun’la paylaşmayı gizliden gizliye sürdürdü. Alevi toplumunun bu derviş –hekimini; sevenleri sevgi ve saygılarını sunmaya devam ediyor. Bugün yaşayan Alevi Dergahları içinde Hacı Bektaş Veli Dergahı’ndan sonra en geniş kitlenin uğrak yer dersek diğer kurumlara haksızlık etmeyiz. Yaklaşık her hafta 5 bin kişi bu mekanı ziyaret ediyor. Kurbanları kesip, semahlarını dönüyor canlarla birlikte cem evinde adeta ayrı bir dünyaya yolculuk ediliyor.
Bu hizmetleri 1969 yılında kurulmuş olan “Karacaahmet Sultan Türbesini Onarma ve Yaşatma Derneği” yapıyor. Derneğin kuruluşundan önce canlar yıllarca türbeye gizli, gizli gelip kurbanını keser, cemini yapar, semahını dönermiş. Ama derneğin kuruluşundan sonra bu iş süreç içinde daha serbest olmuş. Derneğin kurulduğu yıl yönetimden tepki gelmesin diye ilk kurucu başkan olarak Sünni kökenli bir yurttaş seçilmiş. İsmi Av. Şükrü Alptekin’dir.
Kırk yıldır hizmet veren dernek yaklaşık 60 yönetici ile hizmet yürütüyor. Kırk yıl önce 20 metrekarelik bir alandan oluşan dergah bugün yaklaşık 2500 metrekarelik bir mekan olarak ziyaretçilere hizmet veriyor. Derneğin faal olarak 15.000 kişilik resmi üyesi kayıtlı bulunuyor. Dergahta 22 personel profesyonel olarak çalışıyor. Kapısında 24 saat hizmet veren 3 bekçi görev yapıyor.
Dergah 3 kattan oluşuyor. Girişte konukları bekçiden sonra Karacaahmet Sultan’ın yatırı karşılıyor. Solda derviş mezarları, onların bitişiğinde geçmişte akıl hastalarının tedavi edildiği küçük bir oda yer alıyor. Bu oda bugün danışma odası olarak kullanılıyor. Uzun koridorun sonunda önümüze yaklaşık 500 metrekarelik bir salon çıkıyor. Bu salonda oturma grupları var. Burada canlar sohbet ediyor. Salonun kapısı mutfağa ve kesimhaneye gitmek isteyenleri ulaştırıyor. Kurbanlar ve mutfak hijyenik şartlarda hizmet veriyor. Pişen yemekler asansörle 3. kata çıkıp lokmalar self servis ile gelen canlara pay ediliyor. Yemekhanede aynı anda yaklaşık 2 bin kişi yemek yiyebiliyor.
Giriş katta; çay ocağı, büfe ve kitap satış yeri de ziyaretçilerin sohbetlerine yardım etmeye çalışıyor. Burada bir oturma grubunda dostlarınızla oturup, kitaplıkta istediğiniz kitap, kaset ve CD ile ilgilenebilirsiniz. Hatta o sırada evinde pişirilip dergaha gelen lokmayı çay ile yudumlayabilirsiniz. İsterseniz ikinci kata çıkıp Cemevinde düzenlenen dedenin yürüttüğü Ceme katılabilirsiniz. Cemden sonra dilerseniz 3. katta aşevinden etli bulgur pilavına canlarla birlikte “Bismişah” deyip kaşık sallayabilirsiniz. Ya da Cemden sonra salonda düzenlenen çeşitli yazarların, araştırmacıların konuşmacı olarak katıldığı konferans veya panele izleyici olarak katılabilirsiniz. Veya ofislerde bulunan bilgisayarlardan biri ile internete girer Karacaahmet Dergahı’nın hazırladığı Alevilik konusunda oldukça detaylı bilgi yüklü siteyi (bir yıl içinde 75.000 kişi ziyaret etmiştir. Toplam izleyici sayısı 5 milyonu bulmuştur.) izleyebilirsiniz. Ayrıca Derneğin son bir yıl içinde yayınladığı kitapları (15 adet), bugüne dek 80 sayı çıkan dergiyi inceleyebilirsiniz. Bunların dışında dergaha bağlama, semah, bilgisayar, ingilizce vs. öğrenmeye gelen gençler ile de “Gençlik Odası”nda yapılan sohbetlere katılabilirsiniz.
Bu hizmetleri üç yılda bir seçimle göreve gelen dernek yönetimi veriyor. Dernek; 15 asıl, 15 yedek üye dışında 15 kişilik danışma kurulu, 5 kişilik disiplin kurulu ve yedeklerinden oluşuyor. Toplam 60 yönetici oluyor. 22 kişilik ücretli personel bu hizmetleri konuklara ulaştırıyor. Dergaha haftada Cumartesi-Pazar yoğun olmak üzere yaklaşık 5 bin ziyaretçi geliyor. Dernek Türkiye’de ve yurt dışında kurulu sayı olarak en çok üyeyi barındıran bir kurum olarak 40 yıldır kesintisiz hizmet veriyor. Üsküdar dışında derneğin, Tuzla, Sarıgazi, Hacıbektaş ve Gürpınar’da birer şubesi bulunuyor. Şubeleri ile birlikte yaklaşık 20.000 kayıtlı üyesi bulunuyor. Hacı Bektaş kasabasında dergah 2008 yılında, 260 kişilik “Karacaahmet Sultan Dergahı Cem ve Mihmanevi”ni yaptı. Giden ziyaretçiler Hacı Bektaş Veli’yi ziyaret ettikten sonra mihmanevinde kalabilmektedirler. Yapılan kayıtlardan elde ettiğimiz sonuçlara göre; ayda yaklaşık 20 bin kişi, yılda yaklaşık; 300.000 kişi Karacaahmet Sultan Dergahı’nı ziyaret ediyor. Ve gelen kitle sürekli değişik kişi ve gruplardan oluşuyor. Tüm bu hizmetler için bugüne dek devletten veya herhangi bir kurumdan bir kuruş parasal yardım alınmamıştır. Masraflar halkın gönüllü bağışları ile gerçekleşmektedir. Her yıl yapılan 10 Muharrem Törenlerine (Hz. Hüseyin ve çevresinin Kerbela’da şehit edildiği gün) yaklaşık 80 bin kişi ziyaretçi gelmektedir. Ziyaret sabah saat: 05.00’de başlar akşam 19:00’a dek sürer. Cem için 3 katlı dergahın hiçbir mekanı yetmeyip topluluk bahçe ve mezarlıkta saf tutmaktadır. Muharrem’in 12. günü olan Aşure Günü ise Dergah’ı ziyaretçi sayısı yaklaşık 100 bin kişiye ulaşmaktadır. Bu kadar yoğun olmamakla birlikte dergahta Abdal Musa Cemi, Hızır Cemi ve Kurban Bayramı’nın 1. günü yapılan Bayram Cemi’de her biri yaklaşık 10-15 bin kişinin katılımı ile gerçekleşen cemlerdir.
Yaklaşık 10 yıl önce 50 kişilik bir ziyaretçi grubuna dergahta hizmet vermekte zorluk çekilirken, lokmalar mezarlar içinde ayakta tabaklara konarak dağıtılırken bugün sağlık koşullarına uygun olarak hazırlanan yemekler self servis ile aynı anda 2 bin ziyaretçiye verilebilmesi olaya kitlenin sahiplenmiş olmanın bir göstergesi olarak algılanmalıdır.
Bugün ülkemizde din işlerini düzenleyen kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı, Cemevleri’nin ibadet yeri olup olmadığını daha doğrusu ibadet yeri olmadığını her fırsatta ifade edip Alevi-Bektaşi yurttaşlarını incitiyor.
Ülkemizde nasıl ki Alevi yurttaşlarımız Sünni yurttaşlarımızın ibadet ettikleri mekanlardan biri olan camilere birer inanç merkezi olarak saygılı davranılıyorsa, bazı Sünni yurttaşlarımızda özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı ve bazı din kurumlarındaki görevlilerde Alevi yurttaşlarının yüzyıllardır varlıkları devam eden inanç merkezleri olan Cemevlerine karşı saygılı olmalıdırlar. Çünkü barışın ve kardeşliğin yolu bu anlayışın hayata geçirilmesinden geçer. Barış, kardeşlik, hoşgörü kardeşce yaşama ters gelen zihniyeti toprağa gömmek ile olur.
Kaynaklar
1) Doç. Dr. Bedri Noyan, “Karacaahmet Sultan” adlı makale
2) Vilayetname, Hacı Bektaş Veli, Ant Yayınları, İstanbul 1995, s. 65
3) Vilayetname, Hacı Bektaş Veli, Ant Yayınları, İstanbul 1995, s. 67
4) Mehmet Yaman, Karacaahmet Sultan Hazretleri, İstanbul 1984, s. 94
5) Doç. Dr. Bedri Noyan Karacaahmet Sultan adlı makalesi s. 5
6) Doç. Dr. Bedri Noyan a.g.m.
7) Cemal Şener, Miyase İlknur, Şeriat ve Alevilik, Ant Yayınları, İstanbul 1995, s. 88
8) Cemal Şener, Nefes Dergisi, İstanbul 1994, s. 12,
9) Nezihe Araz, Anadolu Erenleri, İstanbul 1992, s. 450
10) Burhan Kocadağ, İstanbul Bektaşi Tekkeleri, İstanbul, s. 244
11) Doç. Dr. Bedri Noyan a.g.m.
12) Mehmet Şimşek, Hıdır Abdal Ocağı, İstanbul, s. 66
Cemal Şener : Mehmet Yaman - Büyük Türk Akıncısı - Evliyâsı – Hekimi: Karacaahmet Sultan. Karacaahmet Sultan Kültür Derneği Yayınları, İstanbul 2008, 400 S., + Resimler + İçindekiler, ISBN 978-975-93123-6-7

Cemal Şener : Mehmet Yaman - Büyük Türk Akıncısı - Evliyâsı – Hekimi: Karacaahmet Sultan. Karacaahmet Sultan Kültür Derneği Yayınları, İstanbul 2008, 400 S., + Resimler + İçindekiler, ISBN 978-975-93123-6-7
Sunu
Sevgili okuyucu,
Elinizdeki kitap Karacaahmet Sultan üstüne bugüne kadar yayınlanmış en kapsamlı kitap sayılır.
Kitabımız üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümü, Mehmet Yaman tarafından yazılan ve tam adı; Büyük Türk Akıncısı, Evliyası, Hekimi “KARACAAHMET SULTAN HAZRETLERİ” adlı kitabın güncelleştirilerek 4. baskı için hazırlanmış şeklidir. İkinci bölümü, Karacaahmet Sultan ile ilgili çeşitli yazarların, akademisyenlerin hazırladığı değişik sempozyumlarda sunulmuş tebliğler ve makalelerden oluşan 8 yazı yer alıyor. Üçüncü bölümde ise, 29-30 Ekim 2005’de Karacaahmet Sultan Dergahı’nda yapılan; “Türkiye Alevi-Bektaşi Dedeler Kurultayı”nda yapılmış bazı konuşmalar ve değerlendirmelerden oluşan 14 yazı yer aldı.
Ayrıca, kitabımızın baş kısmına dergahımızın güncel durumunu anlatan Cemal Şener’in hazırladığı bir yazı ile kitabın içinde dört bölüm halinde fotoğraflar var.
Fotoğraflarda; Karacaahmet Sultan Dergahı’ndan güncel görüntüler, Dergahımızın Hacıbektaş’ta 29 Ekim 2008 günü, Belediye Başkanı, Kaymakam, Garnizon Komutanı, Emniyet Müdürü, İlçe Milli Eğitim Müdürü ile birlikte geniş katılımlı açılıştan görüntüler, 29 Ekim 2005’de dergahımızda yapılan “Dedeler-Babalar Kurultayından görüntüler ile İstanbul Büyükçekmece-Gürpınar şubemizden fotoğraflar yer aldı.
Kitabımızın okuyucularımız için faydalı olmasını diliyor, saygı ve sevgilerimizi sunuyoruz...
Karacaahmet Sultan Derneği
Yönetim Kurulu
Aralık/2008 İstanbul
Cemal Şener: Dedeler – Babalar Kurultayı Yapıldı...
29-30 Ekim 2005 tarihinde Cumhuriyet’in ilan edilmesinin 82. yıldönümünde İstanbul-Karacaahmet Sultan Dergahı’nda Alevi Dedeleri, Anaları, Bektaşi Babaları ve Anabacılar’ın katıldığı; Türkiye Birinci Dedeler, Babalar, Analar, Anabacılar Kurultayı yapıldı.
Kurultaya ev sahipliğini İstanbul’daki Karacaahmet Sultan Dergahı, Şahkulu Sultan Dergahı, Garip Dede Dergahı, Erikli Baba Dergahı ile Hollanda Alevi Dedeler Divanı yaptı.
Türkiye tarihinde ve Alevi-Bektaşi tarihinde bir ilk gerçekleşti. Kurultaya Aleviliğin-Bektaşiliğin tarihi dini merkezleri olan Dede Ocakları ve Dergahlara bağlı; Dedeler, Babalar, Analar, Anabacılar katıldılar. Kurultaya 58 Alevi Dede Ocağına ve Bektaşi Dergahına bağlı 350 Dede, Baba, Ana, Anabacı katıldı.
İki gün süren toplantıda; 81 konuşmacı toplam, 810 dakika yaklaşık 14 saat boyunca gündemdeki sorunları konuştular.
Kurultaya katılan bazı Alevi Dede ocaklarının isimlerinden söz etmek gerekirse; Ağuiçen Ocağı’ndan 20 dede, Hubyar Ocağı’nda 14 dede, Baba Mansur Ocağı’ndan 12 Dede, Hüseyin Abdal Dergahı’ndan 4 Dede, Sultan Sinemilli Ocağı’ndan 3 Dede, Dede Kargın Ocağı’ndan 2 Dede, Üryan Hıdır Ocağı’ndan 2 Dede, Şah İbrahim Ocağı’ndan 2 Dede, Kureyşan Ocağı’ndan 7 Dede, Şeyh Hasan Ocağı’ndan 6 Dede, Derviş Cemal Ocağı’ndan 6 Dede, Zeynel Abidin Ocağı’ndan 5 Dede, İmam Rıza Ocağı’ndan 2 Dede, Pir Sultan Ocağı’ndan 3 Dede, Garip Musa Ocağı’ndan 3 Dede, Şah Hatayi Ocağı’ndan 1 Dede, Kızıldeli Ocağı’ndan 2 Dede, Seyit Mahmut Hayrani Ocağı’ndan 4 Dede, bunlardan başka, Muhammet Bakır, Musa-i Kazım, Seyit Battal Gazi, Sücaettin Veli, Hasan Dede, Düzgün Baba, Veli Baba, Kul Himmet, Sarı Saltuk, Ali Baba, Cemal Abdal, Güvenç Abdal, Hıdır Abdal gibi toplam 58 Ocak ve Bektaşi Dergahından Dede, Baba, Ana, Ana-Bacı kurultaya katıldı.
İlk konuşmaları; Kurultaya ev sahipliği yapan Karacaahmet Sultan Dergahı Başkanı Muharrem Ercan Dede, Şahkulu Sultan Dergahı Başkanı Mehmet Çamur, Garip Dede Dergahı Başkanı Kadir Karakurt, Erikli Baba Dergahı Yönetim Kurulu Üyesi Metin Tarhan ve Hollanda Alevi Dedeler Divanı Başkanı Bülent Duran Dede yaptılar.
Kurultayın divanında yazar Cemal Şener, yazar İsmail Engin, Rıza Şahin Dede, Prof. Dr. Ahmet Yürür Baba erenler, ve Karacaahmet Sultan Dergahı Kadın Kolu Başkanı Feride Laçin yer aldı.
Kurultayın organizasyonunu ise Karacaahmet Sultan Dergahı yaptı.
Kurultaya katılamayan ama divana cep telefonu ile bağlanan Hacı Bektaş Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy Efendi ve gazeteci-yazar Rıza Zelyut’un konuşmasından sonra sırası ile söz isteyen Dede, Baba, Ana ve Anabacılara söz verildi.
Tüm konuşmacıların ortak konusu son aylarda ve son yıllarda basında, radyo ve t.v. kanallarında bazı “Alevi” kişi ve kurum yöneticilerinin Alevilik adına olumsuz konuşmalar yapmalarına yönelik tepkilerdi.
Bunları örneklemek gerekirse, bazı kişiler ve kurum yöneticileri bir ara Aleviliğin “Alisiz Alevilik” olması gerektiğini savunmaları onun ardında ise, “Aleviliğin İslam dışında” olduğu, “Aleviliğin ayrı bir din” olduğu, “Aleviliğin azınlık” olduğu en son ise sorumsuz bir kişinin kalkıp “Alevilerin Allah’a inanmadıkları” bunu ise toplumdan gizledikleri şeklinde iftiraya yönelik suçlamalardı.
Tüm konuşmacıların, bu gibi kişilerin Alevileri-Bektaşileri temsil etmediği, bunların Alevilik ile Alevi ana-babadan doğmuş olmaktan başka bir ilişkilerinin olmadığıydı.
Aleviliğin ise, İslam’ın orijinal bir yorumu olduğu ve kısaca “Hak, Muhammed, Ali, Hünkar Hacı Bektaş Veli Yolu” olduğu şeklinde ifade edilmesidir.
Hiç bir kişinin ya da derneğin kendini Alevi-Bektaşi ocak ve dergahı yerine koymaması gerektiğidir.
Alevi-Bektaşi inancı yaklaşık 1400 yıldır yaşıyor.
Son elli yıldır ülkemizin özgül şartlarından dolayı bir toplumsal erozyondan sonra belli bir dağınıklık yaşanmıştır.
Ama Alevilik-Bektaşilik yaklaşık 20 milyon kitlenin inandığı bir İslami yorumdur.
Bugün bu inancın binlerce ocakzade dedesi, yüzlerce dergah mensubu babası vardır.
Aleviliğin-Bektaşiliğin kendini yeniden tanımlama diye bir sorunu yoktur.
Tanımlamak isteyenler kendilerine uygun bir “Alevilik” yaratmaya çalışıyorlar.
Aleviliğin- Bektaşiliğin temsil sorunu da yoktur.
Aleviliği-Bektaşiliği Dede Ocakları ve Bektaşi Dergahları temsil ediyor.
“El ele, el Hakka” ilkesi gereğince piramidin başında ise Türkiye’de ve Türkiye dışındaki tüm Alevilerin- Bektaşilerin “Serçeşmesi” olan Hacı Bektaş Veli Dergahı bulunuyor.
Aleviliğin yeniden yapılanması “Serçeşmenin” kutup olması ile gerçekleşebilir.
Bunun yolu ise organların yerli yerinde olmasıdır.
Ayağın baş, başın ayak işlevi gördüğü bir durum çarpık bir yapıdır. Doğrusu başın ve ayağın kendi yerinde olmalarıdır. O zaman yapı işlevini yerine getirebilir. Aksi mümkün değildir.
Yaklaşık son 15 yıldır “ben Aleviyim- Bektaşiyim” diyen her kişi ve kurum yöneticisi dili döndüğünce Aleviliği Bektaşiliği ve sorunlarını çevresine ve kullandığı tüm iletişim araçlarını kullanarak kamuoyuna anlatmaya çalışmıştır. Bu çabalar için her Alevi- Bektaşi teşekkür etmelidir. Ama bu amaçla kurulu dernekler, vakıflar, gazeteler, dergiler vb. oluşumlar asla kendini Alevi dede ocakları ve Bektaşi dergahı yerine koyamaz. Böyle bir olgu dünyanın hiç bir yerinde görülmez. Dernekler kanununa göre, Vakıflar kanununa göre kurulan dernekler, vakıflar kendilerini ocak ve dergah yerine koyamazlar.
Dedeler Babalar Kurultayı’nda kısa birer konuşmada Av. Şakir Keçeci Baba, Doç. Dr. Mustafa Aksoy ve Türkmen İlahiyatçı yazar Cemil Kılıç yaptı.
Doç. Dr. Mustafa Aksoy; Türkiye’nin geleceği için; “Aleviliği merkeze almalıyız” dedi.
Cemil Kılıç ise; “Kırklar Meclisi’ni reddedenler, tüm peygamberlerin tuttuğu Muharrem orucunu tutmayanlar, Muaviye’den hazret diye söz edenler Müslüman’da Aleviler mi Müslüman değil? İslam olup olmadıklarını sorgulaması gerekenler aslında onlardır, Aleviler değil.” dedikten sonra Aleviler’in “azınlık” olduğu tartışması ile ilgili olarak ta; “Aleviler azınlık değildir. Aleviler 70 milyonluk Türk milletinin ayrılmaz bir parçasıdır. Hatta Aleviler; 250 milyonluk Türk dünyasının ayrılmaz bir parçasıdır” dedi.
Daha sonra ise; Prof. Dr. Ahmet Yürür Baba’nın, Şeyh Hasan Onar Ocağı kökenli yazar İsmail Kaygusuz’un, Yazar Kazım Balaban’ın ve Almanya, Hollanda ve yurdun değişik yerlerinden katılan konuşmacıların konuşmaları kurultaya katkı yaptı.
Dede, Baba, Ana, Anabacı ve yazarların konuşmaları da Aleviliğin tanımı, Aleviliğin basında yanlış yer alması, Aleviliğin temsili, Diyanet İşleri’nin durumu, zorunlu din dersleri ve Cemevleri üstüne oldu.
İki gün süren ve tarihi bir toplantı olan Kurultay sonunda konuşulan konuların yer aldığı “Kurultay Sonuç Bildirgesi” yazımı ile son buldu.
Bundan sonraki kurultayın ise 2006 yılının ağustos ayında 16-18 Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri’nin ardından Hacı Bektaş Dergahı’nın bulunduğu Hacıbektaş İlçesi’nde yapılmasına karar verildi.
Bu tarihi toplantıyı düzenleyenlere ve büyük bir aşkla hizmet veren Karacaahmet Dergahı Yönetimine ve hizmet eden canlara teşekkür edilmezse eksik kalır. Aşk-ı niyazlarımla...
04.11.2005 14:09:00
Kurultay Sonuç Bildirgesi
(29-30 Ekim 2005 Karacaahmet Sultan Dergâhı)
1. Türkiye Alevi-Bektaşi Dedeler-Babalar, Analar-Anabacılar Kurultayı 29-30 Ekim 2005 tarihlerinde Karacaahmet Sultan Dergâhı’nda 350 Dede, Baba, Ana ve Anabacı’nın katılımı ile toplandı. Kurultay’da 58 ayrı Ocağa bağlı Dede ile Bektaşi Halife Babası, Babalardan 81 konuşmacı; toplam 810 dakika Alevilik, Ocaklar ve Dergâhları konu edindi.
Sonuç olarak şu konular üzerinde görüş birliğine varıldı:
1) Serçeşme Hace Bektaş Veli Dergâhı’dır.
2) Hollanda’da 21-22 Mayıs 2005 tarihlerinde toplanan 1. Avrupa Dedeler Kurultayı’nda alınan kararlar onaylanmıştır: .
3) Alevi ana ve babadan doğmaktan başka Alevilikle ilişkisi olmayan ve medyada boy gösteren bazı kişilerin, Aleviler ve Aleviliğe aykırı verdikleri beyanatlar, Alevileri ve Aleviliği bağlamamaktadır. Bu beyanatlar, Alevileri-Bektaşileri ve Aleviliği ve Bektaşiliği içermemekte; sadece bu şahısların Alevilik-Bektaşilik dışı görüşlerini ve kendilerini ifade etmektedir. Dedeler ve Babalar, bu sorumsuzluğa “dur” demektedir.
4) Aleviliğin ve Bektaşiliğin temel kurumları, Ocaklar ve Dergâhlardır. Bununla birlikte Cemevleri ibadetle ilgili bir kurum olarak önemlidir. Ocaklar ve Dergâhlar, Dedelerin ve Babaların yetiştiği ana kaynaklardır. Dergâhlar irşat yerleridir. Modern ve post-modern hayatta dedelerin ve babaların yetiştirileceği kurum Dergâhlardır.
5) Türkiye’deki Alevilerin ve Bektaşilerin varlığı, devlet tarafından resmen kabul edilmelidir.
6) Hükümetlerin Alevilere ve Bektaşilere karşı kültürel ve ekonomik yaklaşımında ayrımcı olmaması, Alevi ve Bektaşi gerçeğini inkâr politikasından vazgeçmesi gerekmektedir.
7) Hükümetler tarafından Cemevlerinin ibadet yeri olarak kabul edilmesi gereklidir.
8) Dergâhlar Ehlibeyt inancının Hakk-Muhammed-Ali yoluna bağlı canların bir araya toplandıkları yerlerdir.
9) Aleviler, azınlık değildir. Bilakis devletin kurucu unsurlarıdır. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde azınlık kıstasları Lozan Antlaşması’nca belirlenmiştir.
10) Zorunlu din derslerinin kaldırılması gerekmektedir.
11) Diyanet İşleri Başkanlığı’nın mevcut yapısı Alevilerden ve Bektaşilerden de aldığı vergilerle Hanefi mezhebine hizmet esasına dayanmaktadır. Bu anlamda Alevileri ve Bektaşileri temsil etmemektedir.
12) Bundan sonra yapılacak olan Alevi-Bektaşi Kurultayı’nın 2006 yılının ağustos ayında Hacıbektaş’ta yapılması kararlaştırılmıştır
Cemal ŞENER
Galeri

|