Ziyaretçi Bilgisi

Takvim

+ Büyük Font | - Küçük Font

Hamza Baba'yı Anma Törenleri

PİR HAMZA BABA
AŞÜRE TÖRENLER
EZELDE BENİM FİKRİM
ENEL HAK İDİ ZİKRİM
Yunus Emre


ETE KEMİĞE BÜRÜNDÜM
YUNUS DİYE GÖRÜNDÜM
Yunus Emre

" Çocuklarım bile babalarının alevi
olduğunu bilmezler. Kendilerinin alevi olduğunu
bilmezler.Kendilerine bir zarar gelmesin diye onlardan
kimliklerini sakladık."

Üç Çınar Meydanında turnalar gibi Semah Dönmek

Bu küçük dağ köyünde, sokkaklardaki, duvarlara
Ali, Hasan, Hüseyin ve Hacı Bektaş'ın resimlerini
Alman Pol yapmış. Pol köyü ve aleviliği çok sevmiş
Köyde bir alevi ile de evlenmiş.

Hamza Baba Kimdir?
Hamza Baba Hacı Bektaş-ı Veli'nin Sulucakarahöyük'te kurduğu dergahta yetiştirdiği 360 müritten birisidir. Hacı Bektaş-ı Veli Ocağından yetişmiştir. Bizzat Hünkar'dan el almıştır. O'nun seceresi de ahmet Yesevi'ye uzanmaktadır. Kendisine "Saçlı Hamza" adı da verilir. Horasan erenlerinden Hacı ilyasoğlu Pir Hamza Baba diye de anılır.
Hacı Bektaş-ı Veli, Pir Hamza Baba'yı Saruhan Beyliği zamanında üç kişi olarak Ege'ye İzmir civarına bölgede kendi düşüncelerini halka öğretmek ve aydınlatmak için gönderir. Hamza Baba daha sonra kendi adı verilen bu orman köyüne yerleşir. Teeksini açar ve irşada başlar. Halkı sever. Halka kendini sevdirir. Halkın her derdine deva olur.
Diğer iki müridden; Koca Bektaş Baba, Akhisar Beyova'ya yerleşir. Yatağan Baba ise, Soma Yatağan köyüne yerleşir. Tekkelerini kurarlar.
Hamza Baba Saruhan Bey'i ile temas kurar. Bazı kerametleri, bilgeliği Saruhan Bey'ini etkiler, faaliyetlerini serbest bırakır. O'da 9 kişilik bir mürit ekibi kurar. Saruhan bey'i kendisine vakıf arazileri verir.

Doğum tarihi bilinmez. Ölümü ise tahminen 1360 yılından öncedir. Hamza Baba Türbesi 2. Murat zamanında yapılmıştır. Ege bölgesinde sonraları çok yaygın bir üne ulaşmıştır. 1826'da 2.Mahmut, Hamza Baba'yı da kapattırmıştır. Bir bilgiye göre 2. Meşrutiyete kadar (1908) kapalı kalır. Halk gizli gizli türbeyi ziyaret eder. Daha sonra açılır. Bu kez de 1926'da tekkeler kapatılırken kapatılır. Bugün türbe olarak açıktır ama cem evi yoktur. Halk yılın yaz aralarında Pir Hamza Baba'yı ziyaret eder, adak adar, kurbanını keser, lokmasını dağıtır.
Son üç yıldır geleneksel olarak yapılan kutlamaları Hamza baba adına kurulan dernek yapmaktadır. Bu yıl Ağustos ayının 26'sı Pazar günü 13'de başlayan törenleri saat 19.00'a kadar devam etti.
Diğer bir kaynağa göre ise; Hamza Baba Şeyh Bedrettin'in komutanlarındandır. Şeyh Bedrettin olayına katılmıştır. Hamza Baba olmasa bile Halifelerinden, Şeyh Bedrettin olayına kayılanların olması mümkündür.
Hamza Baba köyüne gecenin saat üçünde ulaştık. Hiç bilmedik bir bölgede, hiç bilmedik bir köyü arayıp bulmanın hem de gece zorluğunu yaşadık. Hamza Baba Köyü izmir'in Kemalpaşa kazasına bağlı bir Alevi-Bektaşi köyü.

Hamza Baba Aşüre Günü
Hamza Baba, 30 hanelik minik bir köy. Her yıl geleneksel "Pir Hamza Baba'yı Anma Törenleri" yapılıyor. Yaklaşık 700 yıllık bir geçmişi var törenlerin. Anma törenlerini son üç yıldır köyde kurulu dernek organize ediyor. Törenlerin diğer bir adı da "Hamza Baba Aşüre Günü" olarak anılıyor.
Saat 03.00'de karanlık bir gecede dolambaçlı çam ormanları ile kaplı yolları açarak Hamza Baba köyüne ulaştık. Köy meydanına gelip o saatte ışığı yanan yere vardığımızda ise ne görelim, kahve insanla dolu idi. Kahvenin önünde ve bahçe ile meydanda o saatte dışarda battaniyelere çuvallara sarılı yerlerde,betonlar üstünde, kadınlı-erkekli ve çocuklu açık havada yüzlerce insan görünce şaşırpı kaldık.
Bu insanlar, yarın bu maydand yapılacak törenler için çeşitli bölgelerden gelen alevi inançlı insanlardı. Civardaki kamyonların, traktör römorklarının, minibüs ve taksilerin içi otel gibi dolmuş. Köydeki evlere , arabalara sığmayan insanlar sokaklara, meydanlara köyün tek kahvesinin avlusu ve tören alanı olan üç çınar meydanına taşmıştı. Hem de kadın-erkek, çoluk çocuk her yaştan ve çeşitli bölgelerden insanlar.

Üç Çınar Meydanı
Bu insanlar ne yapıyordu? Burada ne arıyordu? İbadetlerini bu kadar çile çekmeden kilometrelerce yol katetmeden, betonlar üstünde, çuvallar, battaniyeler içinde, gecelerini uykusuz geçirmeden yapamazlar mıydı? Bu insanları buraya getiren nedenler ne idi?
Doğrusu o gece çınarlar altında betonlar üstünde dağların tepesinde küçük bir köyde, çuval ve battaniyelere sarınarak ertesi gün yapılacak törenleri bekleyen insanların psikolojisini anlatmak görmeden olası degil.
Bu kadar olumsuz şartları bu insanlar o denli sevecen, o denli sabırlı bir tefekkürle karşılıyorlardı ki hayran olmamak mümkün degildi. Hiçbir yüzde en küçük bir bezginlik, pişmanlık, uykusuz kalmanın verdiği, huşu içinde sabahın olmasını bekliyorlar. Dilleri döndükçe, akılları erdikçe, çeşitli güncel sorunların yanı sıra, Hacı Bektaş-ı Veli gibi alevilerce kutsal sayılan, sevilen ulular, ermişler ve onların öğretileri üstüne muhabbet ediyorlar.Bir yandan da o saatte köye ertesi gün törenlere katılmak için gelen canları, erenleri karşılıyorlar. Hangi yöreden geldiklerini soruyorlar, kahvede sandelye uzatıp çay ısmarlıyorlardı.
Alevi-Bektaşi inancında "Aşüre" espirisinin önemli bir yeri vardır. Aşüre, Kerbela da susuz bırakılarak, işkencelerin en ağırı uygulanarak İmam Hüseyin ve aile efradının Emevi Hükümdarı Yezid tarafından katledilmesinin anasına pişirilir.
Aleviler; bu insanlık dışı katliamı lanetlemek için her yıl muharrem ayında su ve et yemeden ellerine kesici alet almadan 12 gün, 12 İmamların anısına oruç tutarlar. 12 gün sonra 12 çeşit yiyecektan oluşan Aşüre kazanını kaynatırlar. Aşüreyi lokma olarak halka dağıtırlar. O gün her alevi evi bir kazan aşüre pişirir ve Kerbela anısına lokma olarak dağıtır. 12 yıl üst üste orucunu tutarak kazanını kaynatan yaşlı aleviler 12 kazan ve birkaç kez 12 yıl orucunu ve 12 kazan aşüreyi kaynatmış insanlar var.

Mum Söndürme Ayini
Gecenin bu saatinde Hamza Baba meydanındaki insanların bu kadar zorluğa katlanarak tatmak istedikleri doyumsamak istedikleri olay ertesi gün yapılacak törenlerdir. Bu törenlerde söylenecek Ali, Kerbela, Hacı Bektaş-ı Veli, Pir Hamza Baba'ya ilişkin nefesler, deyişler dualardır. Yapılacak semahlardır. O küçük köy meydanında bir araya gelecek 3000 civarındaki insanın olduğunu bilerek 365 gün boyunca gizlediği inancını haykırmasıdır.
Çünkü ülkemizde alevinin ibadeti gizlidir. İnancı doğrultusunda yaşaması yasaktır. İbadetin adı da MUM SÖNDÜRMEK tir. Mum söndürmenin anlamı ise; alevilerin geceleri kadın-erkek bir araya gelmesi ve mumları söndürerek ana-bacı demeden birbirini becermesidir. Bu gidişten menfaati olan bazı cahil kesimler alevileri kamuoyuna ve körpe belleklere islamın şartı gibi böyle belletmişlerdir. Bu şartlanma gene bazı bu kesimlerin adeta genlerine işlemiştir. Kalkıp günümüzde bile bu durum acaba var mı diye soran aydınlarımız bile vardır.
Alevi- Bektaşi inanında "mum söndürmek" diye bir olay yoktur. Bu bazı yobazların alevi ayinlerinde cemlerinde, semahlarında kadın ve erkeğin birarda olmasına karşı aldıkları tutuculuğun bir ifadesidir. Bir iftiradır. Aleviler arasında namus meselesi oldukça katıdır. Boşanmak bile başlı başına bir alevinin yoldan düşmesinin nedeni olabilmektedir. Boşanma, eğer çok halkı bir neden olmadıkça yargılanma nedenidir. Alevilikten dışlanmasıdır. Yol düşkünlüğüdür. Olay böyle iken mum söndü hikayesine kargalar güler.
Aleviler ibadetlerini yasaklardan dolayı gizli yaptıkları için bu tür suçlamalr olmuştur, olmaktadır. İşte çeşitli anma törenlerinde Anadolu alevisi insanlardan binleri, onbinleri, yüzbinler bir araya getiren nedenlerden birisi de kendi inançlarını, kendi ayinlerini, açıkça yapma istemidir, özlemidir.

Cem Evi
Ama alevilerin serbestçe, özgürce ibadetlerini yapacakları bir tek cem evi yoktur. Hamza Baba köyün'nde de yoktur. Gelen insanlar ya küçük evlerde dedeler öncülüğünde bir araya gelebilmekte veya biraz semah, deyiş, nefes dinleyip canlarla, dostlarla, erenlerle aynı mekanı, aynı havayı teneffüs etmenin tadını yaşayıp dönmektediler.
Törenler sırasında, oradaki kitlenin sevecen, coşkulu ve sevgi dolu havasından çok etkilenmiş olacak ki yaşı 65 civarında bir bey yanımıza yaklaştı ve kendisinin İstanbul Üsküdar'dan geldiğini söyledi. Arkasından ne dedi bu bey biliyormusunuz? Ben aleviyim, ama emekli oluncaya kadar hiç kimseye bunu söylemedim. Karımdan başka hiç kimse bilmez. İki oğlumuz oldu ikisi de üniversiteyi bitirdi. Şu anda çok iyi işlere girdiler. Ama onlar bile benim alevi olduğumu bilmezler. Babalarının alevi olduklarını bilmezler. Kendilerinin alevi olduklarını bilmezler. Ne olur ne olmaz diye sakladık. Çocuklara bir zarar gelmesin diye sakladık. Bu beyi dinleyin üç beş arkadaş bu çarpıcı olay karşısında şaşırıp kaldık. Adama kızsak mı, üzülsek mi kestiremedik. Devlet korkusundan, devletin meseleye olumsuz bakmasının korkusundan insanlarımız ne hale düşüyor. Kendi kimliğini, inancını, kültürünü, örf ve adetini, bırakın komşusuna, iş arkadaşına, çocuğuna bile açmaktan şartlar kendisini alıkoyuyor. Ancak emekli olduktan sonra gene çocuklarına değil bize açabiliyor.
Hamza Baba Köyü'ne sabahın gelişi ile her taraf araba ve insan ile dolmas birbirini izledi. Çınarlar Meydanı ve Türbe Yolu tıklım tıklım insan dolu. Hamza Baba türbesine girmek O'na ulaşmak, sandukasını niyaz edip dua etmek için oluşmuş uzun bir kuyruk var. Yaşlı, genç, aydını, köylüsü Pir Hamza Baba'ya saygılı sevgilerini hürmetlerini ifade etmek için sıra bekliyor. Sırası gelince içeri giriyor duasını edip çıkıyor. Arkasından köyün tepe kısmındaki Pir Hamza Baba'nın müridi Perişan Baba'yı ziyaret ediyorlar. Kadın canlar dilek ağaçlarına ip bağlamada daha ilgili davranıyorlar.
Duvarlardaki Freskler
Hamza Baba Köyü'nde güneşin köyü aydınlatmasıyla duvarlardaki fresklerin bizi karşılamaları da aynı anda ortaya çıkıyor. Önce Çınarlar Meydanında büyük çeşmenin başında Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli'nin meydandaki duvara yapılmış duvar resmini görüyoruz. Resmin yanında ise;
Her ne ararsan kendinde ara
Mekke'de Kudüs'te Hac'da değildir."
İfadesi yazılı.
Karşı duvarda Nuh tufanını anlatana bir duvar resmi boydan boya. Önünde oturmuş bir gurup can lokmalarını yiyorlar. Karşı sokağa bakıyoruz. Hz. Ali'ni büyük boy bir duvar resmi. Yanında ise; La feta ille Ali, la feta ille zülfikar yazılı. Anlamı ise; Ali kadar yiğit insan, zülfikar kadar keskin kılıç yoktur.Diğer duvarda ise; İmam Hasan ve İmam Hüseyin'in duvar resimleri yer alıyor. Duvar resimlerini görünce insan Kapadokya'daki freskleri anmadan edemiyor.
Pol'ün Resimleri. Bu dağ başında, bu minicik köyde sokakları süsleyen bu olay bizi çok etkiledi. Bazı resimlerin Pol adında bir Alman yapmış. Pol köyde bir alevi ile evlenmiş. Köyü ve aleviliği çok sevmiş. Köye yerleşmiş. Yılın 5-6 ayını köyde diğer zamanlarını Almanya'da geçirmiş. Pol'ü göremedik. Almanya'daydı. Köylüler de Pol'ü çok seviyorlar. Resimlerin altındaki imza P. Gerger diye geçiyor. Pol,Hz. Muhammed'in resimlerini de yapmış. Köylüler çokbeğenmişler. Peygamber'İn yanında bir kız, bir de erkek çocuk varmış. Köylüler civar köylerden tedirgin olmuşlar. Pol'e yaptığı peygamber resimini iptal ettirmişler, günah oluyor diye.
Kesilen kurbanlar, pişen pilavlar ve aşüre çorbası Pol'ün resimlediği duvar diplerinde kurulu yer sofralarında işkahla ve sevecenlikle yeniyor, içiliyor, Pir Hamza Baba aşkına.
Çınarlar Meydanında, deyişler söyleniyor, nefesler okunuyor, semahlar dönülüyor, turnalar gibi, Pir Hamza Baba aşkına O'na sevginin, saygının, hürmetin bir parçası olarak... Meydanda "Ali Şah, Ali Şah," "Pir Hamza Baba" dedikçe ozanlar, kitle tek ağız, tek yürek oluyor adeta.
Tören yerinde aydın bir öğretmenle sohbet ediyordum. Alevi geleneğinin yitip gitmesinden tedirgindi. Olay sadece festival yerinde yapılan törenlerde yaşamamalıydı. Kültür mirasımıza sahip çıkılmalıydı. Ama nasıl? Arkasından şu olayı anlattı:
"Benim dedem vardı. Bize gelir, cem yapar, bize sahip çıkardı. Geçen yıl benim dede bana geldi ve dedi ki: "Hocam kusura bakma, ben Antalya'ya baraja çalışmaya gidiyorum. Artık gelemem. Gel seninle halleşelim"dedi. O da çok üzüldü, ben de üzüldüm. Ama dedemiz bizi bırakıp gitti. Artık dedemiz yok. Sahipisiz kaldık. İşte bir kültür böyle yokoluşa yaklaşıyor dedi.

Karacaahmet TV

Galeriye Git

Galeri

Galeriye Git