KARACAAHMET SULTAN DERNEĞİ
Şu an buradasın: > Araştırmalar > Alevilik Olayı

Alevilik ve Anadolu

Anadolu, hangi ulustan, hangi ırktan, hangi inançtan olursa olsun bütün insanlara, bütün ermişlere, bütün dervilere, bütün uluslara kapılarını açmış, onlara derin sevgi, saygı göstermiş insanların yurdudur.

Anadolu, bilinen en eski çağlardan bugüne uzanan bir uygarlıklar zinciridir. Bir kültür mozaiğidir.

Tarihçilerin ve arkeologların verdikleri bilgilere göre, Anadolu’nun 10.000 yıllık bir tarihi var. Anadolu uygarlıkları, bir yaratmalar bütünü, emekler toplamıdır.(33)

Anadolu’nun tarihi, Anadolu insanının tarihidir. Anadolu insanı ile Anadolu tarihi bir bütündür. Biri olmadan diğeri düşünülemez. biri anlaşılmadan, öteki anlaşılamaz, açıklanamaz.

Bu bütünlük, bilinen en eski geçmişten günümüze kadar sürüp gitmektedir.

Anadolu insanı, başkalarından aldığına kendi özelliklerini de katmış, yoğurmuş yeni bir öz ve biçim vermiştir.

Çok tanrılı, tek tanrılı bütün dinler Anadolu’da buluşmuş, karışmış, kaynaşmış yeni bir inanç, yeni bir düşünce olarak tarih sahnesine çıkmıştır.

En son tek tanrılı din olan İslamlık bile burada, doğduğu ülkedeki gibi algılanmamış, Anadolu toprağına ekilince farklılaşmış, yeni bir içerik kazanmıştır. Anadolu Müslümanlığı, kendine has özellikler taşıyan bir içerikle ortaya çıkmıştır.

Anadolu medeniyetlerine şöyle bir göz atarsak şu başlıklara rastlıyoruz:Hitit Öncesi, Hititler (Etiler), Hurriler Frigyalılar, Lidyalılar, Likyalılar, Karyalılar, Urartular, Anzaranlar, Suriler, Sümer, Akad, Babil, Asur ile Helenistik Çağ, Romalılar,Örneğin, Aleviliğin en önemli ilkesi olan, “Eline, Beline, Diline...” sahip olma inancı, Budha dininde de, Maniheizm’de de görülmektedir.

Gene Tasavvuftaki ölümsüzlük, Hint düşüncesi Nirvana’nın varlığında ölümsüzlük olarak yaşıyor.

Alevilerdeki Cem ayininin kaynağı bakın nerelerde görüyoruz:Eski Yunan’daki rakamlara verilen kutsal anlam (üçler, beşler, yediler, kırklar v.s.) Alevilikte de aynen görülüyor.

Güneş, çok tanrılı dinlerde özellikle Zerdüşt dininde çok anlamlıdır. Aynı inanç, Şamanizmde de var. Anadolu Alevileri de güneş doğunca oturup dua ederler.

1937’de Meksika büyükelçimiz olan Tahsin Mayatepek, Meksika yerlileri üstüne yaptığı incelemelerle ilgili olarak M. Kemal’e gönderdiği raporda Maya ve İnka medeniyetlerinde görülen birçok öğenin aynen İslam dininde de görüldüğünü belirtmektedir.

Üstelik, İnka ve Maya medeniyetlerine ait Güneş kültü, İslamiyetin doğuşundan 10.500 yıl önceye dayanmaktadır.

Mayatepek, raporunda, secdeyi, namazı, ezanı, orucu, ölülerin yıkanmasını, sünneti, yağmur  duasını, Kabe’yi ziyareti, Mevlevi ayinlerini anımsatan ayinlerin Maya ve İnka medeniyetlerinde İslamiyetten çok önce varolduğunu belgelerle kanıtlıyor.(34)

Gene Anadolu’da görülen, Güneş’in, Ay’ın dağların, yüksek tepelerin, suyun, ateşin, eşiğin kutsal sayılması Şamanizmden gelmiştir.

Şamanlığa giriş töreninde de, aynen Alevilikteki ikrar ayininde olduğu gibi kurbanlar kesilir, içki içilip, sazlar çalınır, dans (semah) edilir.

Zaten,  Anadolu deyimi de Bizans kökenlidir. Anadolu’ya Türkiye adını ilk kez Haçlılar verir. Eskiden kentlerdeki Türk ileri gelenleri kendilerine Rumi derlermiş.(35)

Türkler, Müslümanlığı Emeviler döneminde kabul eder. Emeviler Türklere görülmemiş derecede zulüm yaparlar. Müslümanlığı kabul etmeyen yüzlerce Türkü ağaçlara asarlar. Türkçe konuşanların dillerini keserler, Türk illerini yağma ederler. Araplar, Türk illerine halifenin bahçesi adını verirler.(36)

Anadolu tarihçileri, Türklerin, XI. yüzyıldan itibaren Anadolu’ya göçler yolu ile geldiklerini yazarlar. Türkler bu sırada gerek kültür, gerek dinsel açıdan heterojen bir toplumdur. Batıni eğilimlerin güçlü olduğu, tasavvufa açık bir yapıları vardır.

Bu göçler sırasında, çeşitli tarikatlere bağlı çeşitli milliyetlere mensup  şeyhler ve dervişler de akın akın Anadolu’ya gelirler, yerleşirler ve tekkelerini açarlar.  Arkasından da inançlarını yaymaya başlarlar.

İşte, Hacı Bektaş-ı Veli’den önceHACI BEKTAŞ-I VELİ VE ANADOLU

Anadolu Aleviliğini anlamak için, Hacı Bektaş-ı Veli’yi tanımak gerekir. Çünkü, Anadolu Aleviliği ve Bektaşiliği ile Hacı Bektaş-ı Veli adı, eş anlamlıdır. Biri bilinmeden diğeri bilinemez.

Anadolu’da halk arasında, Bektaş-ı Veli’nin hayatı ile ilgili sayısız rivayet vardır. Bu nedenle Hacı Bektaş-ı Veli’nin hayatı ile ilgili bilgilerin esasını masalımsı, mitolojik bilgiler oluşturur.

Yani, Hacı Bektaş-ı Veli’nin gerçek hayatı yanında, bir de mitolojik hayatı vardır.

Mitolojik hayatında, masal unsuru hakimdir. Kahramanımızın bir bağırması ile yüzlerce kişi ölebilir,İradesi tabiatHer masalda halkın yorumu vardır. Dileği, düşüncesi, anlayışı, anlatışı ve masalın dayandığı bir gerçek payı vardır. Bu yüzden bazen gerçek masallaşır ve dile gelir.

Bu özellik, bütün dinlerde ortak paydayı oluşturur. Hıristiyan aziz de ejderha öldürür, Müslüman aziz de, Budist aziz de... Hıristiyan aziz de şu veya bu hayvanın donuna girer, Müslüman aziz de, Budist azizi de... Hepsi denizi geçer, havada uçar v.s.

Bu olağanüstü olaylar dinden ya da mezhepten değil, çok tanrılı dinler dönemindeki düşünceden kaynaklanır. Bunlar, refah ve huzur dileğidir. Erişilmeze erişmeyi isteme duygusudur.

Bu özellikler hangi ulus ve dinde olursa olsun ortak özlemlerdir. Geçmişte ortak şeyler yaşanmıştır. Aynı inanç ve aynı özlemler paylaşılmıştır. Bu durum, şu ya da bu oranda bugüne de yansımıştır.

Hacı Bektaş-ı Veli’nin Anadolu’ya gelişi, Anadolu Selçuklu devletinin son yıllarına rastlıyor.

Hacı Bektaş-ı Veli’yi Anadolu’ya büyük Türk tasavvufçusu Hacı Ahmet Yasevi’nin halifelerinden Lokman Parande’nin gönderdiği rivayet edilir. Lokman Parende aynı zamanda Hacı Bektaş-ı Veli’ye, babası İbrahim Al Sani (Seyyid muhammet) tarafından Hoca olarak tutulmuştur. Lokman Parende öğrencisini Yasevilik tekkelerinde uygun örf ve ananeye göre yetiştirmişti.

İslamiyetin Türkler arasında yayılmasından sonra, Yasevilik Türkler arasında gelişen ve büyük taraflar toplayan ilk Müslüman Türk tarikatı oldu.

Yasevilik, Türkistan, Anadolu ve Rumeli’nde bulunan Türk ve Kürt tarikatlarına tasavvuf anlayışını soktu.

Hacı Bektaş-ı Veli’nin Anadolu’ya gelişinden önce Baba İshak önderliğinde Anadolu Selçuklu devletine karşı büyük bir başkaldırı olmuş, Alaaddin Keykubat ayaklanmayı ancak paralı Fransız askerlerinin yardımıyla ve çok kanlı bir biçimde bastırmıştı.

Bu sırada, bir başka tasavvuf piri, Ahi Evren Veli de Kırşehir’de yaşıyordu. Bütün Anadolu işçi ve esnafı onun buyruğundaydı. Ahilik ve Babailik temelde birbirine yakın düşünce akımlarıdır.

Hacı Bektaş-ı Veli Kırşehir’e yerleşmeden önce Horasan ve Erdebil’de tekke eğitimi almış, bunun dışında Ortadoğu’yu hayli gezmiş, incelemişti. Bazı kaynaklar Mekke ve Medine’ye gittiğini de yazar.

Bektaş-ı Veli, İran Batınilerini, Arabistan’daki İsmailileri, Horasan’da Yaseviliği, Mezopotamya’yı Selçuklu Sultanındaki  Acem etkisini, Karamanlılardaki Türklük fikrini, Ahi ve Babai inançlarını da yakından tanımıştı.

Hacı Bektaş-ı Veli’ninHacı Bektaş-ı Veli’nin evlenip evlenmediğine ilişkin farklı görüşler vardır. Bu konuda bir görüş; Bektaş-ı Veli’nin, İdris Hoca’nın eşi Kadıncık Ana’dan doğma kızı Fatma Nuriye Hatun “Kutlu Melek” ile evlendiği ve çocuğu olmadığıdır.

Başka bir görüşe göre ise, Bektaş-ı Veli hiç evlenmemiştir. Kadıncık Ana’nın Bektaş-ı Veli’den hamile kalması söz konusu değildir. Rivayete göre, “Kadıncık Ana, Bektaş-ı Veli’nin burnundan akan kanı, ziyan olmasın  günah olur,diye içer ve hamile kalır.” Bektaş-ı Veli, Kadıncık Ana’ya “Yurdun bekçisi, senden gelecek ve senden olacaktır” diye söylediği de bilinen rivayetler arasındadır.

Ayrıca, Kadıncık Ana’nın İdrisSeyit Ali Sultan daha sonra, Dimetoka’da bir Bektaşi dergahı kurar. Seyit Ali Sultan’ın (mezarı Hacıbektaş’tadır)  oğlu RESULBALISULTAN’dır.

Resul Balı Sultan’ın, Hüdadad ve Mürsel Bali Sultan adlarında iki oğlu olur. Kendi mezarı Dimetoka’dadır. Soyu bu iki koldan yürüyen Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergahını ve külliyesini 2. Osmanlı Sultanı Orhan Gazi Bey, türbesini de 2. Murat yaptırmıştır. Sonradan bu türbeyi  2. Beyazıt tamir ettirmiştir.(38)

Hacı Bektaş-ı Veli’nin sağlığında “Bektaşilik” denilen bir tarikat yoktu. Alevilik ya da Bektaşilik dediğimiz inanç sistemi veya tarikatı o öldükten çok sonra ortaya çıkmıştır. Bu düşünceyi ve eylemi,  Hacı Bektaş-ı Veli’den 200 yıl kadar sonra posta oturan Balım Sultan sistemleştirmiştir. Bektaşilikte hiç evlenmemeyi (mücerret babalığı) ve kendini tamamen dine verme geleneğini Balım Sultan ortaya koymuştur.

Hacı Bektaş “Babaları” bu görüşü savunurken, “Çelebiler” kolu da evlenmeyi savunmuştur.

Balım Sultan’dan sonra Hacı Bektaş’ta iki post vardır: A) Babalar, B)Çelebiler.

Hacı Bektaş-ı Veli 1270-71 yıllarında vefat ettikten sonra, Babalık postuna sırasıyla Hızır Lala, Resul Bali, Yusuf Bali, Mürsel Bali Sultan, Cemali Sultan, Açık Hacım Sultan, Sarı İsmail Sultan oturmuştur. Bunlardan sonra Balım Sultan gelir. Bu postnişinlerin Hacı Bektaş-ı Veli’nin yol oğlu,  Timur Taş’tan soy takip ettiği söylenir. Timur Taş’a Hızır Lala da denir.

Bektaşiliği sistemleştirip geliştiren Balım Sultan’ın annesi bir Rum kızıdır. Olay şöyle gelişmiştir. Fatih Sultan Mehmet, Sırbistan’ın fethi sırasında esirler arasında bir Sırp prensi ile bir de prensesi getirir. Bunlar kardeştirler. Fatih bu iki genci, yetiştirilmek üzere Dimetoka’da bulunan Bektaşi tekkesine gönderir. Bu prens ve prenses Bektaşi terbiyesine göre yetişir ve Bektaşi olurlar. Bektaşilerden Sersem Ali Baba bu sırp prensesi ile evlenir ve Balım Sultan dünyaya gelir.

Bir iddiaya göre, Sultan Beyazıt anadolu Alevilerini Şiilikten korumak için Balım Sultan’ı Hacı Bektaş-ı Veli dergahına gönderir.

Bugün, Balım Sultan Türbesi Hacı Bektaş’ta Bektaş-ı Veli’nin türbesi ile birlikte ziyarete açıktır. Mücerret babaların kulağının kesilip küpe takıldığı eşikte niyaz edilir.  onun halifeliğini kazandıktan sonra, tüccar olarak Yesi şehrine gelir. Kısa zamanda binlerce müridi olan büyük bir tekke kurar. Hoca Ahmet Yasevi’den Türkistan’da, doksan dokuz bin pirin piri olarak bahsedilir. Yani Hoca Ahmet Yasevi, pirler piridir. Lokman  Parende, bu doksan dokuz bin pirin piri  Hacı Ahmet Yasevi’nin halifesidir. Hacı Bektaş-ı Veli de Lokman Parende’nin halifesi olarak Anadolu’ya gelir.

Ahmet Yasevi müridlerine tarikatını anlatmak için Türkçe olarak ahlaki ve tasavvufi şiirler yazar.Hacı Ahmet Yasevi, kaynaklara göre, Hicri 562’de (1166-1167) 120 yaşında vefat etmiştir. Mezarını Timurlenk yaptırmıştır. Anadolu’ya Lokman Parende’nin halifesi, müridi olarak gelen Hacı Bektaş-ı Veli tasavvuf erbabıdır ama, Yesevi’dir. Yesevilik ise Türkistan’da Müslümanlığı kabul eden ve tasevuf inançlarını izleyen bir tarikattır. Bir başka deyişle Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu’ya ayağını bastığında bir Yasevi dervişidir.

Fakat ne olur, ne biter çok kesin bilinmez. Hacı Bektaş-ı Veli, Anadolu’da Aleviliğin en büyük piri olur. Burası çok önemli ve üzerinde durup düşünülmesi gereken bir konudur. Birçok araştırmacı bunun hikmetinin Anadolu’da olduğunu belirtir. Biz de bu noktada biraz durup o yıllarda Anadolu’da ne olup bittiğine kısaca bir göz atacağız.

Hacı Bektaş-ı Veli’nin Anadolu’ya geldiği yıllarda Anadolu’da halkın çok huzursuz olduğunu Selçuklu yönetimine defalarca başkaldırdığını biliyoruz.

Burada, önce bu toplamsal başkaldırılara kısa bir göz atacak, sonra da eski Anadolu inançları, Anadolu halkının İslamiytei kabul biçimi gibi konulara geçeceğiz.

BABAİLİK OLAYI VE ANADOLU

Kaynaklar, Anadolu’da Selçuklu saltanatına bir başkaldırı niteliğnide olan “Babai İsyanı”nın önderinin Baba İshak adıl bir Alevi derviş olduğunu yazar.

Baba İshak’ın XIII. yüzyılda Horasan’dan Anadolu’ya gelen dervişlerden olduğu anlaşılıyor. Baba İshak,  halkın da başvurduğu bir din adamı, bir adalet dağıtıcısı olur.

Bu çalışmaları Anadolu’nun yerli halkı arasında büyük yankı uyandırır. Baba İshak Hıristiyan ve Kürt halkından taraftarlar edinir, onları tasavvuf düşünceleri doğrultusunda eğitir.

Baba ishak, Selçuklu Sultanı 1. Alaaddin Keykubat döneminde Mesudiye şeyhliğine getirilir. Aynı doğrultuda buradaki görevinde de oldukça başarılı olur. Bir süre sonra Mesudiye tekkesini kurar.

Baba İshak’ın bundan sonra kendin ehas düşüncelerini yaydığını görürüz. O günlerde Anadolu’da Müslümanlık, Hıristiyanlık gibi tek tanrılı dinlerle çok tanrılı Anadolu dinleri yan yana yaşamaktadır.

Fuad Köprülü, Türkistan ve Horasan’dan sonra Anadolu’da yaygınlaşan Yasevilik hakkında şöyle yazıyor: “Horasan Melamiliği ile Doğu Türkistan ve Seyhun bölgesindeki Şii akınların etkisi altında oldukça geniş ve serbest bir tasavvuf felsefesine sahip düşünce akımıdır.(43)

Baba İshak, İslamiyeti kabul etmiştir. Kendisi Müslüman’dır ve anı zamanda din bilginidir. Fakat, İslamiyetiTürkmenler, Müslümanlığın haram saydığı birçok şeyi kendi ananelerine ve törelerine uygun hale getirerek kabul etmişlerdir. Bir başka deyişle, Müsülmanlığı bir reforma tabi tutmuşlardır. Müslümanlığın haram saydığı şarabı, raksı, sazı, resim yapmayı vs. asla bırakmamışlardır. Kadınlar ile ayrı yaşamayı da kabul etmemişler, kadını toplu meclislerden asla çıkarmamışlardır. Türkçe’yi Arapça’ya, Acemce’ye vs. tercih etmemişler, türküleri nefesleri, türkçe yazıp söylemeyi terk etmemişlerdir.

Yani Türkmenler ve diğer Anadolu yerli halkı Müslümanlığı kendilerine uygun hale getirmişler, kendi kültürlerinde yoğurmuşlar, sonuç olarak da Alevi dediğimiz tarikatın merasim, adet ve inançları oluşmuştur.

Baba İshak’ın kurduğu tekkenin Anadolu’da kurulup yayılan ilk Alevi tekkesi olduğu söylenir. Babailerin Tanrı anlayışı, İslamiyeti yorumlayışı Sünni geleneğe göre oldukça farklıdır.

Babailer, İslamiyet içindeki hilafet olayında Ali tarafında yer almışlar, Allah-Muhammed-Ali üçlemesini öne çıkarmışlardır. Hatta bazı kaynaklarda “Ali Allah’tır”, “Enel Hak” gibi anlayışları savundukları da belirtilir.

Babailer, islam dininin tüm ibadetlerine karış çıkarlar. Namaz onlara halka namazını kılarlar, camiye değil tekkeye giderler. Ramazan orucunu tutmazlar. İçki içerler, kadınları hor görmezler. Halifeliğin, Ali soyuna verilmesini savunurlar. Ali sevgisi her şeyin başı sayılır. Babailer kızıl başlık, kara cübbe ve üstü açık ayakkabı giyerler.

Babai isyanı, Anadolu halkını katmerli olarak sömüren, ezen ona yabancılaşan, Acem ve Arap etkisinde, Türkçe konuşmayı bile yasaklayan bir zulüm iktidarına karşı bir halk isyanıdır. Babai İsyanının oluşmakta olduğu günlerde sultan olan 2. Gıyasettin Keykubat içki ve av partileri ile vakit geçirmektedir. Zaten sutanlığı da şaibelidir. Keyhüsrev, 1237 yılında kendi suç ortakları ile birlikte, babası 1. Alaaddin Keykubat’ı zehirleyip öldürterek Selçuklu tahtına geçmiş birisidir.

Kendi yönetimi sırasında iktisadi ve toplumsal düzen oldukça bozuktur. Köylü aç ve sefildir. Veziri Sadettin Köpek’in işlediği siyasi cinayetler ve gayri meşru faaliyetler halkın hayatını dayanılmaz hale getirmiştir.

Babai İsyanı 1239’da, işte bu koşullada patlak vermitir.

Önce Güneydoğu Anadolu’da Hıristiyan ve Kürt halkının da desteği ile oldukça geniş bir alana yayılan isyan, sonra Orta Anadolu’ya sıçradı. İsyanın merkezi ise büyük bir olasılıkla Amasya’ydı.

Ayaklanma çok geniş bir kitlenin desteğini alır. Selçuklu ordusu birçok defa isyancıların üstüne gider, ama her seferinde başarısız olur. Sonunda, 1240 yılında, isyanın başlamasından yaklaşık bir yıl sonra, Baba İshak Amasya’da yakalanıp idam edilir.

Selçuklu ordusunun, Fransız askerler yardımıyla bastırdığı ayaklanma sonucunda resmi kayıtlara 4 bin olarak geçen Türkmen kılıçtan geçzirilerek öldürülür. (Kaynak: İbni Bibi).

Savaş sonunda kalan esirler, II. Gıyasettin  Keyhüsrev’e sevk edilirken ganimetler de askerler arasında paylaşılır. 1000 kadar esirin yer aldığı kitleyi ise, Selçuklu Sultanı darağaçları kurarak idam ettirir.

 

Osmanlı yönetimi, Yavuz Sultan selim dönemine kadar Yeniçeri Ocağı’yla Anadolu Alevilerine ve Bektaşilerine hoşgörü ile baktı. Osmanlı sarayının katı bir Sünniliğe yönelmesi, tutuculaşması, Alevi ve Bektaşi düşmanı kesilmesi Yavuz dönemine rastlar.

Bu olayda Anadolu’da hızla güçlenen Şii Safevi devletininde rolü vardır. Şii Safevi devleti bir dönem boyunca Anadolu’da Osmanlı için  büyük tehlike olmuştur. Osmanlı bu tehlikeye karşı Sünni İslama sıkı sıkıya sarılır, bu akımı kendisi için kurtuluş sayar. Yavuz, bu uğurda bazı göz boyama eylemlerine de girişir. Örneğin, Yeniçeri Ocağı’nı Safevi tehlikesine karşı güya korumak için kendisini de Yeniçerilere Bektaşi gibi gösterir. Kulağını deldirerek Balım Sultan küpesi (Menkuş) takar.

Şimdi kısaca Ahilik hakkında biraz bilgi verelim:

Ahilik, Karahanlılar devleti zamanından beri Türk esnaf ve işçilerini içine alan tasavvufi bir tarikattır. Ahiliği Avrupa lonca sisteminin Türklerdeki karşılığı olarak da gösterebiliriz. Ahilik kadar iş terbiyesinde rol oynayan başka bir tarikat yoktur. Ahiler, ekonomik gelişmede disiplinli ve planlı çalışmayı temel almışlardır.

Anadolu Ahilerinin piri Ahi Evren Veli’dir. Kendisi Horasan erenlerindendir. Bu ulu kişi Türk sanat kesiminin piridir.

Kırşehir’de bulunan ve 1278 tarihini taşıyan bir vakıf belgesine göre, Ahi Evren XIII. yüzyılın ilk yarısında doğmuş ve XIV. yüzyılın başlarında da ölmüştür. Evren kelimesi ejderha (yılan) anlamına gelir. Yılan Türklerde edebi hayatın sembolü olarak kabul edilir.

Ahi Anayasasında, “Tanrı’ya ulaşmak, insanın tamamen kemale ermesi ile mümkündür” diye yazılıdır.

Adam öldürenler, kasaplar, hırsızlar, zina edenler Ahiliğe kabul edilmez.

Hacı Bektaş-ı Veli’nin Anadolu’ya geldiği yıllar Ahiler oldukça yaygındır. Zaten Ahilik, Bektaşiliğe yakın bir tasavvuf tarikatıdır.

Osmanlı Sultanlarından Osman Gazi, Orhan Gazi ve 1. Murat’ın Ahi-Bektaşi eğilimli olduğunu belirtmiştim. Ayağı da diğer  Osmanlı padişahlarınınOsmanlı Padişahlarının Mensup Oldukları Tarikatlar:

1-Sultan Osmanı Gazi -Ahi Tarikatı

2-Sultan Orhan Gazi -Ahi tarikatı

3-Sultan Murad-ı Hüdavendigar -Ahi tarikatı

4-Sultan Yıldırım Bayezid -Zeyniyye tarikatı

5-Çelebi Sultan Mehmet -Zeyniyye tarikatı

6-Sultan İkinci Murat -Bayramiyye tarikatı

7-Sultan Fatih Mehmet -Bayramiyye tarikatı

8-Sultan Bayezıd Veli -Cemaliyye tarikatı (Bektaşi olduğu da belirtiliyor)

9-Sultan Yavuz Selim -Sünbüliyye tarikatı

10-Sultan Kanuni Süleyman -Cemaliyye tarikatı

11-Sultan Sarı Selim -Halvetiyye tarikatı

12-Sultan Üçüncü Murat -Uşakiyye tarikatı

13-Sultan Üçüncü Mehmet -Halvetiyye tarikatı

14-Sultan Birinci Ahmet -Celvetiyye tarikatı

15-Sultan Birinci Mustafa -Celvetiyye tarikatı

16-Sultan Genç Osman -Celvetiyye tarikatı

17-Sultan Dördüncü Murad -Celvetiyye tarikatı

18-Sultan Birinci İbrahim -Halvetiyye tarikatı

19-Sultan Avcı Mehmet -Halvetiyye tarikatı

20-Sultan İkinci Süleyman -Halvetiyye tarikatı

21-Sultan İkinci Ahmet -Halvetiyye tarikatı

22-Sultan İkinci Mustafa -Halvetiyye tarikatı

23-Sultan Üçüncü Ahmet -Cerahiyye tarikatı

24-Sultan Birinci Mahmut -Halvetiyye tarikatı

26-Sultan Üçüncü Mustafa -Cerrahiyye tarikatı

27-Sultan Birinci Abdülhamit -Nakşibendiyye tarikatı

28-Sultan Üçüncü Selim -Mevlevi tarikatı

29-Sultan Dördüncü Mustafa -Nakşibendiyye tarikatı

30-Sultan İkinci Mahmut -Cerrahiye tarikatı

31-Sultan Abdülmecit -Cerrahiyye tarikatı

32-Sultan Abdülaziz -Bektaşı tarikatı

33-Sultan Beşinci Murat -Bahaiyye tarikatı (Mason)

34-Sultan İkinci Abdülhamit -Şazeliyye tarikatı

35-Sultan Mehmet Reşat -Mevlevi tarikatı

36-Sultan Mehmet Vahdettin -

YENİÇERİ OCAĞININ KALDIRILMASI VE

YENİÇERİ-BEKTAŞİ KATLİAMI

Osmanlı Sarayı’nın Kapıkulu Ocakları’nı yeniçeriler meydana getirirdi. Bunlar  padişahın hassa askeri sayılırdı. Padişah sefere çıktığı zaman yeniçeriler onun maiyetinde olurdu.

Yeniçeri Ocağı, Pencik Kanunu denilen kanuna göre kurulmuştur. Hıristiyan çocukların devşirme usulü ile seçilip eğitilmeleri sonucunda oluşturulur, savaşlarda merkezde bulunurdu.

Yeniçeriler hiç evlenmezler, Türklerle de ilişki kurmazlardı.

Hacı Bektaş dergahında bulunan baba vefat edince, yerine geçen yeni baba İstanbul’a gelirdi. Bu babayı Bektaşi Ocağı’nabağlı olan yeniçeriler karşılayarak bir alay meydana getirirler ve onu ağa kapısına götürürlerdi. Yeniçeriler ağası on iki dilimli tacı yeni babanın başına geçirirdi. Buradan da alay babayı Bab-ı Ali’ye götürürdü. Yeniçeriler kendilerine, “Taife-i Bektaşiyan” derlerdi.

XVII. yüzyılda Yeniçeri Ocağı ile saray arasında çeşitli ihtilaflar ortaya çıktı. İlk Islahatçı padişah olarak bilinen  Genç Osman’ın yeniçeriler tarafından öldürülmesi bu ihtilafın sonuçlarından biriydi.(49)

Yeniçeriler; XVII. yüzyıldan sonra öyle büyük bir güç oluşturmuşlardı ki, istemedikleri padişahı, sadrazamı tahttan indirebiliyorlardı. Yeniçerilerin kazan kaldırması uzun bir dönem boyunca yönetim için en tehlikeli olaylardan biriydi.

Osmanlı kendini yenilemek ve Batılı tarzda bir ordu oluşturmak için Yeniçeri Ocağı’na çeki düzen vermek istiyordu.

Bu işe  ilk olarak Sultan II. Mahmud teşebbüs eder; Yeniçeri Ocağı’nı tasfiye edip, yerine, Sekban-ı Cedid Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasına Bektaşi babaları da karşı çıkar ve ayaklanmayı desteklerler.

Sadrazam, isyanı duyunca padişaha haber verir. İsyanı bastırmak için, Ağa Hüseyin Paşa ile Kara Cehennem gönderilir. Ayaklananların üstüne birlikler yürür. Teslim olmaları istendiği halde Yeniçeri kışlalarına ateş edilir. Kışlalar top ateşine tutulur. İçeride bulunan yeniçeriler paramparça olur, cesetleri havada uçuşur.

Bu da yetmezmiş gibi kışlalar ateşe verilip yakılır. Dışarıda kalan  yeniçeriler de kılıçtan geçirilir. Beş yüz yıllık Yeniçeri Ocağı dört-beş saat içinde yanıp kül olur. Yakalanan yeniçeriler ise derhal olay yerinde idam edilir. Yeniçerilere yardım eden tarikat mensubu Bektaşi babaları yakalanır, hapsedilir.

İsyanın bastırılmasından sonra Yeniçeri Ocağı 1826 yılında II. Mahmud’un bir fermanı ile kapatılır. Yerine,

II. Mahmud, Yeniçeri Ocağı’nın ayaklanmasını destekleyen Bektaşilere çok hiddetlenir. Derhal Şeyhülislamdan onların cezalandırılmaları için fetva çıkartır.

istanbul’da son 0 yıl içinde kurulan 100 kadar Bektaşi tekkesi ateşe verilerek yakılır. İçlerinde bulunan tüm el yazması eserler de yanıp kül olur.(50)

Bektaşi babalarının çoğu sürgün edilir. Darphane, tekkelerden, türbelerden toplanıp hapsedilen Bektaşilerle dolar.

İleri gelen Bektaşilerden

Sünni tarikat şeyhleri ve ulema Bektaşiler hakkında karar vermek için Babussaade Camisi’nde toplanır. şeyhülislamın, görüşlerini sorması üzerine hep birlikte şöyle derler:

“...İslamın şartlarına riayet etmedikleri, namaz ve oruç tutmadıkları, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Osman’a ağır sözler söyledikleri için katlleri vaciptir.(51)

Bunun üstüne, tekkelerin yakılıp yıkılmasına karar verildi. Ayrıca, Kıncı baba’nın Üsküdar’da, İstanbul Ağasızade Ahmet Efendi’nin Tophane’de, Salih Efendi’nin ise Bab-ı Hümayun’un önünde idam edilmelerine karar verilir ve uygulanır.

Diğer Bektaşi dedeleri de ya Anadolu ve Trakya’ya sürgün edilir, ya da hapisle cezalandırılır. İstanbul Bektaşi dergahları yıkıldıktan sonra Rumeli dergahlarını yıkmak için Hacı Ali Bey ve Pirtepeli Ahmet Efendi görevlendirilir. Anadolu ekkelerini yıkmak için de Cebecibaşı Ali Ağa ve Müderris Çerkesli Mehmet Efendi Padişah buyruğu ile Anadolu’ya gönderilir.

Tüm dergahların mal varlığına el konulur. Bektaşi tarihçi Şamzade Ataullah Efendi ise Tire’ye sürülür.(52)

Bektaşiler, böylece bütün yurtta sindirilir. Bir müddet sonra Rumeli’de Esat Baba ayaklanır, fakat yakalanarak Aksaray’da idam edilir. Bunu diğer ayaklanmalar ve idamlar takip eder.

II. Mahmud, bu katliamlarla da yetinmez. Hacı Bektaş’taki Pir Evini de ıslah edip yola getirmek için Hacı Bektaş postuna, postnişin olarak Nakşibendi tarikatı şeyhlerinden Mehmet Sait Efendi’yi  tayin eder. Pir Evi’ne cami yaptırır.

Nakşi şeyhlerinin bu yolla Bektaşileri ehli sünnet yoluna getireceklerine inanılmaktadır. Fakat bütün bu çabalar boşa çıkar. II. Mahmud’un ölümünden sonra, Halil Revnaki Baba, Merdivenköy Bektaşi Dergahını açar. bunu, Rumelihisarı’nda Nail Baba ve Çamlıca dergahlarının açılışları izler.*

Bektaşilerin katli hakkında fetva şöyledir:(53)

“Müslim namına olan Zeydi Meşihat-Elcevap:Allahı alem vaciptir.

Bu suretle zeyd veche muharrer üzre elhad ve zindika ile ahz olunduktan sonra tövbesi makbul olur mu?

-Elcevap:Allahı alem olmaz, belki katl olunur.

Sahir ve Sai bifesad olan zeyd Kablet tövbe ahz olunca Zeyd’e ne lazım olur?

-Elcevap: Allah alem katl olunur.

Ketebei Fakir Kadızade

Mehmet Tahir

OSMANLI’DA AYAKLANMALAR VE ALEVİLİK

Anadolu’da Osmanlı yönetiminin haksız uygulamalarına karşı çeşitli zamanlarda ve değişik boyutlarda toplumsal ayaklanmalar olmuştur.

Çoğu Alevi kaynaklı olan bu ayaklanmalar ilk bakışta tümüyle dinsel nitelikliydi. Fakat aslında bunların hiçbiri salt dinsel başkaldırılar değildi. Hatta hemen hemen tümü sosyo-ekonomik sebeplerden kaynaklanıyordu.

F. Engels’in, Alman köylü savaşları için yaptığı şu tespitler, Osmanlı’daki köylü ayaklanmaları için de geçerlidir.

“On altıncı yüzyılın dini sayılan savaşları bile öncelikle maddi sınıf çıkarlarıyla ilgiliydi; İngiltere ve Fransa’nın sonraki iç çatışmaları gibi onlar da sınıf savaşıydılar. Gerçi o günlerin sınıf çatışmaları dini parolalarla sürdürülüyordu. Çeşitli sınıfların çıkarları, istekleri, dini bir perdenin ardında gizliydi, ama bütün bunlar sorunun özünü değiştirmez ve o zamanın koşullarıyla kolayca açıklanır.(54)

İşte, Anadolu’da XVI. yüzyıl başlarında görünürde dinsel nitelikli olan ve Alevi dedelerinin önderliğinde gerçekleşen ayaklanmalar da Osmanlı’nın toplumsal haksızlıklarına karşı birer köylü başkaldırısıdır.

Bunlardan bazıları şunlardır:Babailer isyanı; Şah Kulu, Bozoklu Celal, Sülünoğlu, Begçe Bey, Veli Halife, Kalender Çelebi İsyanları,  Pir Sultan Olayı ve Şeyh Bedrettin İsyanı v.b.

Bu ayaklanmaların çoğunun XIII. yüzyılda Babai hareketi ile aynı bölgede meydana geldiği düşünülürse, Anadolu Alevilerinin bu toplumsal haksızlığa karşı aynı zamanda bir siyasal egemenlik kavgası verdikleri kolayca anlaşılabilir.

Osmanlı’da görülen bu ayaklanmalarla ilgili tarihçi Prof. Dr. Faruk Sümer şöyle yazıyor:

“Bu ayaklanmalar, mezhebi mahiyette gibi görünüyorlarsa da, yukarıdaki hadiselerden de anlaşılacağı gibi gerçekte iktisadi sebeplerle ilgilidir.(55)

Faruk Sümer, daha sonra şöyle diyor:

“...Sünni olsun, Şii olsun Türke artık yalnız çiftçilik yapmak düşüyordu.”

Çünkü, ayaklanmalar birer köylü ayaklanması idi ve yalnızca Alevi köylüler değil, Sünni köylüler de eziliyordu.

Adı geçen isyanlarOsmanlı, adaletsiz uygulamaların üstüne gidip düzelteceği yerde, adalet isteyenleri ezmeyi tercih etmiş, bu amaçla Alevilerin karşısına mezhepçilik yaparak Sünniliği örgütlemiştir.

Yavuz Sultan selim, Şiiliğin ehli sünnet mezhebi olmadığını ulema aracılığıyla halka telkin etmeye çalışmış. Bu konuda; Saru Görez namı ile bilinen ünlü müftü Hamza Nurettin’e şu fetvayı verdirtmiştir.

Fetva özetle şöyledir:

“Kızılbaş taifesi kafirdir, öldürülmesi vacip ve farz’dır. Hatta öldürülenlerin ileri gelenlerinin, malları, kadınları, çocukları öldürenlerin kısmetidir.”

Mustafa Akdağ da, kitabında Anadolu’daki Celali İsyanı diye nitelenen ayaklanmalarını toplumsal içerikli başkaldırılar olduğunu yazar.(57)

Aynı konuda, İktisat tarihçisi Ord. Prof. Dr. Ömer Lütfi Barkan işe şöyle diyor:

“Osmanlı İmparatorluğu’nda çeşitli tarihlerde iskan amacı ile v.s. sürgün edilen kitlenin çoğunu adi suçlular teşkil ediyordu. Kızılbaşlık da bu adi suçlar arasında sayılıp sürgün nedeni oluyordu”.(58)

Copyright © 2011 KARACAAHMET SULTAN DERNEĞİ | Tüm Hakları Saklıdır.
 
AKSİSNET BİLİŞİM