KARACAAHMET SULTAN DERNEĞİ
Şu an buradasın: > Araştırmalar > Alevilik Olayı

Giriş

İslam tarihinin hangi sayfasını açarsak açalım, aynı soydan gelen Haşimiler ile Emevilerin rekabet ve düşmanlıklarına tanık oluruz. Bu durumun İslamiyet öncesi temelleri olduğu gbii İslamiyetin doğuş ve yayılışından sonra da devam ettiğini gözlemekteyiz.

İslam tarihinde dinsel düşmanlıklar olarak görülen olayların görünen yanının ötesinde sosyal ve ekonomik nedenleri olduğu da bilinmelidir.

Haşimiler ve Emeviler arasındaki bu rekabetin İslamiyet öncesine kısaca bir göz atalım:

Abdülmenafin’in Haşim, Abdüşşems, Muttalip veNufel adlarında dört oğlu vardır. Bunlardan Haşim ve Abdüşşems ikizdiler. Bir rivayete göre, ikizlerin ellerinin başparmakları birbirine yapışıktır. Başka bir rivayete göre ise ikizler, birbirinin el parmakları öbürünün alnına bitişik olarak doğar. Hiç kuşkusuz bu durum ancak ameliyatla düzeltilir. Sonuçta Haşim ve Abdüşşems’in kanı akar..

Bu durumu uğursuzluk sayan kahinler iki kardeşin çocukları arasında ayrılıklar, kırgınlıklar olacağına ve kan döküleceğine dair yorumlar yaparlar.

İşte bu ikiz çocuklardan Haşim Hz. Ali’nin, Abdüşşems ise Muaviye’nin dedesidir. Muaviye’nin büyük dedesi Ümeyye, Haşim’in elinden Mekke reisliğini almak ister.

İki aile arasında rekabet ilk kez bu olayla doğar. Ümeyye Haşim’den Mekke reisliğini alamayınca Şam’a göç eder. Giderek Haşim Mekke’de, Ümeyye ise Şam’da güç sahibiolurlar.

Hz. Muhammed’in yanında büyüdüğü Haşimiler’in Mekke reisi Abdülmüttalip, Zemzem kuyusunu bulduktan sonra Kureyş kabilesi gücünü ve itibarını bir kat daha artırır. Kuyuda bulunan değerli eşyaların Abdülmüttalip’in eline geçmesi Emeviler’in Haşimilere karşı hırs ve düşmanlığını körükler. Abdülmuttalip’ten sonra Mekke reisi olan Ebu Talip, Hz.Ali’nin babası, Hz. Muhammed’in amcası ve aynı zamanda hamisidir. Ebu Talip babası kadar zengin değildir ama, onun gibi cesur ve sevilip sayılan bir önderdir.

Ebu Süfyan; Ümeyye’nin torunu ve Harb’ın oğludur. Harb’le Abdülmüttalip arasında süren düşmanlık, Ebu Süfyan ve Ebu Talip zamanında da devam etmiştir.

Ebu Talip ölünce, Hz.Muhammed Haşimilerin reisi olur. Emevilerin reisi ise, Hz.Muhammed’i öldürmek için Ömer’i gönderen Ebu Süfyan’dır.

Haşimiler ve Emeviler arasındaki bu düşmanlık İslamiyetin doğuşu ve yayılışı sürecinde de devam eder. Hz. Muhammed’in  İslamiyeti yaymaya çalışması sırasında önündeki büyük engellerden biriside Emeviler olmuştur.

Ebu Süfyan, Hz. Muhammed ve ilk Müslümanlara diğer İslam olmayan kabileleri de kışkırtarak akıl almaz kötülüklerde bulunur.

Müslümanlığı, kendi kabilesine ait bir olay olmadığı için kabul etmek istemez.

Ebu Süfyan Müslümanlar Hendek savaşından sonra güçlenip Mekke’yi elde edince -eskilerin deyimi ile kılıç korkusundan- Müslüman olur.

Ebu Süfyan, sonraki dönemlerde Hz. Ali ile hilafet meselesinde anlaşmazlığa düşüp Hz. Ali’nin ve onun yakınlarına düşmanlık güden Muaviye’nin babasıdır.

Ebu Süfyan’ın eşi Hinde de, gene Haşimiler’in ve ilk Müslümanlar’ın azılı düşmanlarındandır.

Hinde, aynı zamanda Uhut savaşında İslamiyete karşı savaşan orduların en militan savaşçılarından biridir. Kendisine aşık olan siyah kölesi Vahşi’ye ilk Müslümanlardan ve Hz. Muhammed’in amcası Hz.Hamza’yı vurdurur ve ciğerlerini çıkartarak çiğ çiğ yer. Hinde’ye bu nedenle ciğer yiyen anlamında “Akiletül ekbat” adı verilmiştir. Bu savaştan sonra Müslümanlığı kabul eden Hinde’ye

Ebu Süfyan’ın amca oğluHakem ve Mervan’ın sürgünlükleri Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer dönemlerinde de devam eder. Mervan Hz. Osman’ın amcasının oğlu idi. Bu nedenle Hz. Osman halife olunca Mervan’ı Taif’ten getirtir,Muaviye daha sonraları Hz. Hasan’ın karısı Cude’yi evlilik vaadi ile kandırır ve Hz. Hasan’ı zehirleterek öldürtür.

Mervan Şam’da da Muaviye’nin yanında kötülüklerine devam eder.  Muaviye’nin ölümünden sonra onun yerine geçen oğlu Yezid’in yanında saf tutar.

Yezid’in ölümünden sonra, vasiyeti üzerine halife olan oğlu, II. Muaviye farklı bir kişilik sergiler ve

Hz. Muhammed ve İslamiyetten önceki üç tek tanrılı dinin doğup yayıldığı kıta aynı olmasına rağmen Arap yarımadasında putperestlik hakimdi. Daha önceki tek tanrılı dinler ise bu yarımadaya girememişti.

Müslümanlık Arap Yarımadası’nda çetin bir direnişle karşılaştı. Çok kan döküldü. Başlangıçta Müslümanlar çok kötü günler geçirdi. Bu yolda çok can, mal kaybettiler. Müslümanlığı gizli yaydılar. Bunun için gizli olarak örgütlendiler. Propagandalarını gizli yaptılar. Gizli örgütlenmek ve gizli çalışma yapmaları onların işini oldukça zorlaştırıyordu.

Her yeni toplum düzenine karşı eski sistemin bütün varlığıyla karşı koyduğu hatırlanırsa, bu bir yanı ile doğal bir tepki sayılmalıdır. Ama yeni toplumsal sistem olan  İslam eskinin yerini almıştı.

Kabile yaşamı sürdüren Arap toplumu putlara tapıyordu.   Her kabilenin Kabe’de bir putu vardı ki, bu binlerce put anlamına geliyordu. Kabileler arasında ardı arkası kesilmez savaşlar sürüyordu, kız çocukları insan sayılmayıp doğunca diri diri toprağa gömülüyordu.

Arap toplumu tek tanrı inancına ve İslamiyetin getirdiği dinsel anlayışa şiddetle karşı çıktı. Eski düzenden menfaati olanlar da bu tepkiyi teşvik için her fırsatı kolluyordu.

HZ. MUHAMMED’İN KISA HAYAT HİKAYESİ

Hz. Muhammed, Miladi 571 yılında doğdu. Babası, Kureyş Kabilesi’nin reisi Abdülmüttalip’in oğlu Abdullah, annesi ise Kureyş  büyüklerinden Abdümenaf oğlu Veheb’in kızı Amine’ydi.

Abdullah ile Hz. Ali’nin babası Ebu Talip aynı anne babadan olma öz kardeştiler.

Abdullah, karısı hamile iken Suriye’ye yaptığı bir ticaret seyahatinde hastalandı,Hz. Muhammed, İslamiyetin yayılması için bütün gücü ile savaştı. İslamiyete karşı çıkan, Müslüman olmak istemeyen  çok sayıda insanla karşılaştı, onları ikna etmeye çalıştı. İkna olmayanlara karşı zora başvurdu. Kılıç kullandı. Savaşlara, fetihlere girişti.

Hz. Muhammed, Allah’ın yeryüzündeki son temsilcisiydi. En büyük manevi otoriteydi. Onun sağlığında İslamiyet içinde önemli bir ayrılık yoktu. Müslümanlar arasında bazı ihtilaflar vardı ama önemli bir bölünme söz konusu değildi. İlk ve en önemli bölünme Hz. Muhammed’in vefatından hemen sonra, hatta peygamberin cenazesi henüz kaldırılmadan ortaya çıktı.

Peygamberin ölümü Müslümanlar arasında derin bir şok yarattı. İlk Müslümanlar ve akraba çevresi onun ölümünü bir türlü kabul edemiyorlardı. Buna rağmen Hz. Ayşe, Hz. Ali, Hz. Fatma ve diğer yakınları peygamberin ölümünün yarattığı üzüntüyü yaşayıp cenazenin defin işleriyle uğraşırken, Ebubekir, Ömer, Osman ve onlarla birlikte bir kaç kişi başka bir evde toplanarak Ebubekir’i Hz. Muhammed’den sonra onun yerine geçecek halife olarak seçtiler. İşte bu zamansız halife seçimi, İslamiyet içinde çağlar boyu süren bölünmenin  ve kan dökmenin düşmanlığın tohumlarını ekmiştir.

Ebubekir’in halife olarak seçilmesi, onu seçenler açısından hilafet sorununu halletmişti. Fakat bu seçime herkesten önce Hz. Muhammed’in en yakınları karşı çıktılar ve halifeliği kabul etmediler. Hz. Muhammed’in doğal halefinin Ali olduğunu savunan yakınları bu konuda bir çok kanıt da ileri sürdüler.

HZ. ALİ VE HİLAFET SORUNU

Hz. Muhammed, çok sevdiği ve değer verdiği Ali’yi kendisinden sonra Müslümanlara önderlik edecek en uygun kişi olarak görüyordu.

Hz. Peygamber’in, Ali’ye “Cennete ilk giren dört kişidir;  Sen, Ben,  Hasan, Hüseyin. Soyumuz arkamızda, şiamız da sağımızda solumuzda girecektir” buyurduğu belirtilir.

Hz. Muhammed bir hadisinde “Ulular ulusu Allah, peygamberleri ayrı ayrı ağaçlardan (soylardan)  yarattı. Benimle Ali’yi, bir ağaçtan halketti (yarattı). Ağacın kökü benim, Ali dalları budaklarıdır. Fatma, o ağacın verimidir.  Hasan ile Hüseyin meyveleri,  şiamız da yappraklarıdır. Kim bu ağacın dallarından birine yapışırsa kurtulur, yapışmayan helak olur” der. (1)

Hz. Ali, İslamiyeti kabul eden ikinci kişiydi. (Ondan önce Hz. Muhammed’in karısı Hatice Müslüman olmuştur).

İmam-ı Azam Ebu Hanife,  “Müsned-i Ebu Hanife” adlı kitabının 181. sayfasında Hz. Ali’nin “Ben peygamberle birlikte ilk namaz kılanlardanım” dediğini yazar.

Küçük yaştan itibaren Hz. Muhammed tarafından yetiştirilen Hz. Ali 10 yaşında iken, Muhammed peygamber oldu ve Ali de hiç tereddüt etmeden ona inandı. Ali bundan sonra İslamiyetin yayılması için Hz. Muhammed ile birlikte inançla çalıştı. Bütün savaşlarda yer aldı.  Hz. MuhammedBir başka hadiste Hz. Muhammed “Ey insanlar, gerçekten ben de insanım, rabbim elçisinin (ölüm meleği) geleceğini,  ona icabet edeceğimi sanıyorum.

Sizin aranızda iki paha biçilmez şey bırakıyorum. İlki  Allah’ın kitabı. Onda hidayet ve nur var. Diğeri Ehlibeytim. Size Ehlibeytime uymanızı öğütlerim. (Sahihi Müslim;  “Fedal’üs-sahabe”, Ali b. Ebu-Talip’in Faziletleri bölümünden naklen Seyyid Murtaza)

Peygamber bu hadis-i şeriften sonra birçok hadis kitabında yer alan şu sözleri söyler; “Onların önlerine geçmeyin, yani onların hükümlerinden başka bir hüküm vermeye kalkmayın, yoksa helak olursunuz...”(2)

Bir başka hadisinde “Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır, şehri dileyen  Hz. Ali ile ilgili olarak söylediği hadislerden bazıları da şöyledir:“Ali bendendir, ben ondanım, ben kimin mevlası veliyf-i emri isem, Ali de onun mevlasıdır. Ali, insanların hayırlısıdır. Kim bunu kabul etmezse, gerçekten de kafir olmuştur”...

“Ali. (Cami; 11. s. 55)

 

“Ümmetimin en ileri ve gerçek hüküm vereni Ali’dir.”

“Allah’ım o nereye dönerse, nereye varırsa hakkı onunla beraber kıl.”

Hz. Ali hakkında hadisler böyle devam edip gitmektedir. Hz. Muhammed’in“İçinizde bu benim kardeşimdir, vasiymdir, halifemdir, artık onu dinleyin ve ona itaat edin.”

Gene Hz. Muhammed bir çok defa, “Ali bendendir, ben Ali’denim. O benden sonra inananların velisidir. Benden sonra o sizin velinizdir” diye buyurmuştur.

İsâbe, Hz. Muhammed’in Hz. Ali hakkında, “Benden sonra fitne (huzursuzluk) olacaktır. Bu oldu mu, Ebu Talip oğlu Ali tarafını tutun. Çünkü o, bana ilk iman edendi. Kıyamette de benimle ilk musafaha (dostluk) edecek odur. O Sıddıyk-ı Ekber’dir. O, bu ümmetin Faruk’udur. O müminlerin ulusudur, reisidir,” dediğini yazar.

Hz. Muhammed Veda Haccı’nda, “Ben kimin mevlası isem, Ali onun mevlasıdır. Ona dost olana dost,Bu tebliğ  ve arkasından da V. sure-i celilenin 3. ayet-i kerimesi nazil olur. Peygamber daha sonra, “Allah’ım onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol” diye dua eder. Arkasından Ali’yi elinden tutarak ashaba gösterir ve bu beyandan sonraki dualarıyla kendilerinin halifeleri, vasiyleri ve emirleri olduğunu ilan eder. Ayrıca bunu burada bulunanların bulunmayanlara bildirmelerini de emreder.(4) Bunu toplantının sonunda orada bulunan ashabın Ali’yi kutlamaları izler.

Bu ayetin inmesinden sonra, Ebubekir, Ömer ve sahabeden önde gelenler Ali’yi tebrik ederler. Hatta Ömer tebrik ederken, “Kutlu olsun, sana ne mutlu ey Ebu Talip oğlu Ali, bugün benim ve her erkek ve kadın müminin mevlası oldun” der.(3)

Peygamber, Gadir-u Humm’da (Veda Haccı) herkese yaptığı konuşmada, “Peygamberiniz kim? Rabbiniz kim?Mevlanız kim? biçiminde sorular sorup cevaplarını aldıktan sonra “Kalk ya Ali” deyip Hz. Ali’yi ayağa kaldırır ve şöyle der:

 

Hz. Muhammed’in kendinden sonra Ali’yi yerine vasi ve halife olarak seçmek istemesi konusunda bu hadislerin dışında bir de hasta iken yazdırmak istediği ama yazdıramadığı bir “yazılamayan vasiyetname” meselesine şöyle değinilir:

Hz. Muhammed hastalığı esnasında, “Bana yazmak için bir şeyler getirin. Size bir şey yazdırayım ki, benden sonra asla yol yitirmeyesiniz” der.

Bunun üzerine sahabe böyle bir vasiyetnamenin yazılıp yazılamayacağı üzerine tartışmaya başlar. Hatta sahabeden Hz. Muhammed’in hastalıktan dolayı böyle konuştuğunu söyleyenler de çıkar. Yapılan tartışmalardan rahatsız olan Peygamber vasiyetnameyi yazdıramadan öfke içinde hayata gözlerini yumar. (Sahihu Buhari; Cihad bölümü Cezaiz ve Vefat hadisleri Mısır 1327 H.C. 11, s. 122 vb.)

Başka bir kaynakta ise şu ifadeye yer verilir:

Peygamber,

Böylece vasiyetname yazılamadan Hz. Muhammed vefat eder.

Olay bir başka kaynakta ise şöyle veriliyor: “Hz. Muhammed kalem ister. Fakat verilmez. Tartışmalar başlar. Hz. Muhammed için sayıklıyor diyenler çıkar. Hatta Ömer, Kur’an var, o bize yeter” der. (Buhari’den aktarma Gölpınarlı, a.g.e., s. 51)

Anlaşılabileceği gibi, vasiyetnamenin yazılması durumunda da Hz. Muhammed’in kendinde olmadan yazdırdığı vb. tarzında itirazlar ortaya çıkacaktı. Hatta Buhari’nin eserinde yer verdiği gibi, Ömer’in Hz. Muhammed’in bütün duygularını hastalığın kaladığını, bu yüzden vasiyetinin geçerli olmayacağını, Kur’an’ın yeterli olduğunu söylediği anlatılır.

İslam dünyasında buna benzer bir olay daha yaşanacak ve Hz. Muhammed’e hastalığı sırasında yazdırılmayan vasiyetnameyi 1. halife Ebubekir yazdıracaktır.Böylece Hz. Ömer, Hz. Ebubekir’in ölümünden sonra halife olur.  Ehlibeyt Hz. Muhammed’in cenaze işleri ile meşgulken, öbür taraf biat işini organize ediyordu. Bu durumu hisseden Abbas, Hz. Ali’ye, “elini uzat da biat edeyim. Peygamber’in amcası Peygamber’in amcası oğluna biat ettidensin, bu takdirde soyunun hepsi de sana biat eder. Biat tamamlanınca da artık bozulmasına imkan yoktur” der. Sahabeden bir topluluk da Ali’ye biat etmek ister. Ama cenazeyi bırakıp kendisine biat almakla uğraşmaya Ali’nin ne gönlü ne de inancı elverir. “Ben Resulullah’ın cenazesi ile meşgulüm” der ve teklifini kabul etmez.

Büyük İslam bilgini Tabari, İbn Esir’den naklederek,  Ömer’in Ebubekir’e biatından sonra da Ansar’ın hep birden

Ali, Abbas ve diğer Ehlibeyt Peygamber’in cenazesini yıkamakla meşgulken,  ederek Ebubekir’e başta olmak üzere Ansar’dan önemli bir kitle Ebubekir’e biata karşı çıkar.

Ömer elinde kılıç üç gün boyunca önüne geleni Ebubekir’e biat için zorlaması yetmezmiş gibi, üçüncü günün sonunda mescide gidip Peygamber’i mezarından çıkararak  namazını tekrar kılmak ister.

Bunun üzerine Hz. Ali eline iki başı demir bir asa alarak onlara karşı koyar. Bu işe teşebbüs edenleri öldüreceğini söyler.  Bir gün Talha ve Zübeyr’in de olduğu bir toplantıda Ömer, Ali’ye  muhalefet  ederek, Allah katında asi oldunuz. Halbuki asıl hak sahibi benim. Hz. Muhammed’e ve bu makama cümlenizden yakını benim. Hilafet benim hakkım iken bu hakkı  benden zorla aldınız. Allah’tan korkup Peygamber’den utanarak bu hakkı bana geri veriniz.”

Bu konuşma üstüne Hz. Ömer ayağa kalkar ve “Ya Ali, cümlemizi öldürsen de sana biat etmeyiz. Seni de Ebubekir’e biat etmeye mecbur edeceğiz” diye konuşur.

Hz. Ali, Ömer’in bu konuşmasına çok kızar ve “Ey Ömer, Tanrı adına yemin ederim ki senden ve hiç kimseden korkum yok, Allah’ın emri ve  Peygamber’in vasiyeti olmasaydı   şu anda seni öldürürdüm” der.

Ömer işin bu aşamaya gelmesinden rahatsız olur. Halkın  Hz. Ali’ye biat etmesinden korkarak kalabalığı dağıtır. İki gün sonra ashabdan 12 kişi Ebubekir’i öldürmeye karar verip yemin ederlerse de, kan dökülmesine karşı olan Hz. Ali onları kararlarından döndürür.

Ömer, Ebu Ubeyde ve Halit Bin Velid 6.000 civarında asker toplayıp Hz. Ali ve arkadaşlarını zorla biat ettirmek için mescide gider. Ömer, Ali ve arkadaşlarına, “Yemin ederim, bugün sizden biri ağzını açarsa, muhalefet ederse kılıçla başını keserim” der. Selman-i Faris ayağa kalkar, Hz. Muhammed’inİşte, İslam tarihinde sürüp gelen ve günümüzde de yaşayan  Alevi-Sünni olayının temelleri hilafet meselesindeki bu çekişmeye dayanmaktadır. Bu durum tarihsel süreç içinde birçok olayla beslenerek devam etmiştir. Bu durumu devam ettirmek bazı menfaat guruplarının işine yaradığı için sürekli  teşvik edilmiştir.“Ömer’in tesiriyle Ebubekir’e biat olundu. Görülüyor ki  halifenin intihabın da temeyulatı umumiyenin  tabii temerküzünden ziyade şahsi tesir tesbit edilmiştir”

Atatürk burada halife seçiminde cemaatin gönül rızasından çok Ömer’in tesirinin söz konusu olduğunu belirtiyor. Devamla da, “en nihayet hilesinde muvaffak olan, saf ve nezih olanını mağlup edip ve evlat, ayalalını mahvu perişan eyledi. Ve bu suretle hilafet ünvanını altındaki imareti İslamiyeyi yine hilafet ünvanın altında saltanatı İslamiyeye tahrif etti” diyor.

Burada da açıkça; hilesinde başarılı olan kesim  saf ve temiz olan kesimi perişan ettiğini, İslam yönetimini de hilafet makamı adı altında saltanat yönetimine dönüştürdüğünü söylüyor.

Atatürk Emevi yönetimi için ise:

“Saltanatı Emeviye, büyük istilalar yapmakla beraber baştan nihayete kadar hunin (kanlı, katil) ve elim vakayı ile ancak 90 seneyi doldurabilmiştir” diyor.

M. Kemal burada da, Emevi saltanatının başından sonuna kadar kanlı ve acılı bir olay olmasına rağmen ancak 90 yıl hüküm sürmüş olduğunu söylüyor.

FEDEK HURMALIĞI OLAYI

Hz. Muhammed, vefat etmeden birkaç yıl önce Fedek Hurmalığı’nı kızı Hz. Fatma’ya vermişti. Bu nedenle Hz. Muhammed’in vefatından sora bu hurmalığın miras olarak Ali ve Fatma’ya geçmesi gerekiyordu.

Fakat halife Ebubekir biat olayından sonra Fedek Hurmalığı’nı Hz. Fatma’dan geri aldı. Bu durum Hz. Fatma’yı çok üzdü. Hz. Muhammed’in, “Fatma’yı inciten beni, dolayısıyla Tanrı’yı incitmiş olur” biçimindeki hadis-i şerifi de böylece hiçe sayılmış oldu.

Babasından üç ay sonra vefat eden Fatma, bu nedenle cenazesine Ebubekir ve Ömer’in asla gelmemesini vasiyet etmiştir.

HZ. Muhammed bu hurmalığı XVI. sûre-i celile’nin (İsra) yşirmi altıncı XXX. sûre-i celile’nin (Rûm) otuz sekizinci ayet-i kerimelerindeki emir üzerine Hayber’in fethinden sonra Fatmatüzzehra’ya vermişti.

Bu nedenle, Fedek Fidanlığı’nın Hz. Fatma’nın  elinden alınması açıkca Allah ve Peygamber emrinin çiğnenmesi anlamına geliyordu.

Fedek, ikinci halife Ömer zamanında tekrar Ali’ye verilmiş üçüncü halife Osman zamanında ise Mervan’a bağışlanmıştır. Muaviye, İmam Hasan’ın

Copyright © 2011 KARACAAHMET SULTAN DERNEĞİ | Tüm Hakları Saklıdır.
 
AKSİSNET BİLİŞİM