Karaca Ahmet Sultan
ANA SAYFA SİTE İÇİ ARAMA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama
ALEVİ ÇALIŞTAYININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

ALEVİ ÇALIŞTAYININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Tarih 05 Nisan 2010, 18:21 Editör

Son bir yıla yakın süre içinde 7 adet Alevî Çalıştayı, bu Çalıştaylarda da 10 adet oturum yapıldı.

Çalıştay çalışmaları ayrıntılarıyla henüz yayınlanmadı. Ayrıntılar, sadece bu çalıştaylara katılan katılımcıların belleklerinde şekil buldu ve sadece katılımcılar bilgi ve fikir sahibi oldular. Gerçi henüz kamuoyuna bütünüyle sunulmamış bir “ön rapor” oluşturulmuştur ama bu ön raporda, çalıştaylarda konuşulan ve üzerinde anlaşma sağlanan birçok konu dile gelmemiş/getirilmemiştir.
Kamuoyu bu çalışmalar konusunda bölük pörçük bilgi sahibi oldu. Çoğunlukla da bu bölük pörçük bilgiler yanlış fikirler doğurdu. Bu anlamda Çalıştayı bütünüyle ve doğru olarak değerlendirebilmek için, çalışmaların yazılı olarak yayınlanması gerekmektedir.
Ancak, Alevî kamuoyunda eleştiri ve fikir açıklamalarına yol açan bazı “kaygı”ların dolaştığı da yadsınamaz. Bu eleştirel kaygıların başında da “asimilasyon” olasılığı geniş yer tutmaktadır. Asimilasyon 1000 yıllık tarihi süreç içinde her dönemde yapılmış, yapılmaya çalışılmış, belli ölçülerde de başarılı olmuştur. Fakat Çalıştayı bütünüyle bu perspektiften görmemiz ve değerlendirmemiz de insafsızlık olacağı gibi, yanlış sonuçlar da doğuracaktır. Tüm eksikliklerine, tüm yanlışlıklarına rağmen “iyi niyet” oluşumunun sağlanması ve ana sorunların ortaya çıkarılması bile, başlı başına bir kazançtır. Sonuçta, Devlet ile Alevî toplumu aynı masa çevresinde sorunları irdelemiş, elden geldiğince çözümler üretmeye çalışmıştır. Çözümler yeterlidir ya da değildir tartışması da yapılabilir ama bugün için bunu tartışmak yerine, eksikliklerin ve önem verilmeyen çarpıcı noktaların işaret edilmesi yeterli olacaktır.
Alevî kamuoyunda en çok huzursuzluk ve kaygı yaratan “asimilasyon” tehlikesi, bugüne kadar devleti idare edenlerin ve bir takım kurum ve kuruluşların yarattığı –bir ölçüde de başarılı oldukları- tehlikelerden daha büyük ve vahim değildir. Örneğin, birçok Alevî köyüne bazı devlet organlarının dayatması ve baskısı sonucunda “camiler” yapılmış ya da yaptırılmıştır. İlk anda bu camilerin yıllarca kapısı açılmazken son dönemlerde cemaatleri oluşmaya başladığı görünen bir gerçektir. Eğer gerekli önlem alınmaz ise gelecekte bu köylerin tamamıyla asimile olacağını söylemek kehânet değildir. Asimilasyon konuşuluyor ve önemseniyorsa, işte en iyi asimile çalışması örneği budur. Benim köyüm, tamamı Alevî insanlardan oluşmasına ve beş yüz yıllık tarihinde cemevi dışında ibadet yapmamasına karşın, 1980’li yıllar sonunda tüm karşı çıkmalara –bu karşı çıkışlar maalesef çok zayıf kalmış, yeterli kamuoyu yaratamamıştır- rağmen bir cami yapılmıştır. Henüz cemaati oluşmamakla birlikte, merkezi sistemle günde beş vakit ezan okunarak, ramazanda vaazlar hapörlerlerden yayınlanarak, özendirilerek, ticari kaygılar kaşınarak, aşağılanma duyguları ön plana çıkarılarak vs. nedenlerle bir asimile bombardımanı altındadır.
Sünni kurumlarının ve bazı yazar-çizer takımının dile getirdiği bir sakınca (!) da “bir dinin bir tek mâbedi olur, müslümanın mâbedi de camidir; o halde cemevi ibadethane ya da mâbet sayılamaz” öngörüsüdür. Oysa ki, İslam’da (Kur’an’da) belirtilen mâbet, “mescit”tir. İbadet yapılan yer mescit olarak tanımlanır ve algılanır. Bu tertipten bakıldığında, cemevi de mescit niteliğindedir. Ancak içinde yapılan ibadet şekli camide yapılan ibadet şeklinden farklıdır. Fakat sonuçta her iki mâbette de yapılan şey ibadettir. Peygamber döneminde mescit, sadece ibadet edilen yer değil, ülke sorunlarının tartışıldığı, çözüme kavuşturulduğu ve artan zamanda da ibadet edilen yerdir. Bugün hangi cami bu tür bir işlevi yükleniyor ve yerine getiriyor? Oysa cemevinde, köyün veya toplumun birçok sorunu konuşulur, tartışılır ve çözüme kavuşturulur; insanlar arası ilişkilerde karşılaşılan güçlükler giderilerek toplumsal barışa katkı sağlanır; aynı zamanda da ibadet edilir. Bu açıdan bakıldığında cemevi, mescit tanımlamasına daha yakın ve yatkındır. Kaldı ki, dinde, belli kalıplar içinde ibadet mekânı da yoktur. İbadet mekânlarının şeklini ve işlevini gelenekler ve içinde bulunulan bazı şartlar belirler/belirlemiştir. Alevî toplumunun ibadet mekânının adı da cemevi’dir.
Sonuç olarak, Alevî Çalıştayı içinde görüşülen ve mutabakata varılan hususlar, gerek Alevî ve de gerekse Sünnî toplumlar açısından olumlu ve faydalı sonuçlar doğurmuştur. Ancak, bu konularda kesin yorum yapabilmek için “Ayrıntılı Raporu ve çalışmaların yayımını” beklemek durumundayız.
 
Alper ÇAĞLAYAN

Bu haber 206 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

MART 2010 (SAYI: 78)

ÖRNEK BİR ÜLKE TUNUS

ÖRNEK BİR ÜLKE TUNUS Hem Modern, Laik Cumhuriyet... Hem İslamiyet...

"TÜRK ALEVİLİĞİ" ÜSTÜNE...

"Türk Aleviliği" gazeteci-yazar Rıza Zelyut'un son kitabının adı. Zelyut'un bundan önceki kitabının adı ise...

GALERİ

ANKET

Yeni Anayasada Diyanetin durumu ne olmalıdır?




Tüm Anketler

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu