Karaca Ahmet Sultan
ANA SAYFA SİTE İÇİ ARAMA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama
ALEVİ ÇALIŞTAYI VE ZORUNLU DİN DERSLERİ İLE İLGİLİ AÇIKLAMA

ALEVİ ÇALIŞTAYI VE ZORUNLU DİN DERSLERİ İLE İLGİLİ AÇIKLAMA

Tarih 05 Nisan 2010, 18:26 Editör M. CEMİL KILIÇ

Basınımızın Değerli Temsilcileri,

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefine yönelik yürürlüğe konulan saldırıların zaman zaman demokratikleşme adı altında yapılmaya çalışıldığını ibretle izlemekteyiz.
Cumhuriyetimizin laiklik ilkesi ve ulusal kimliği üzerine yıkıcı, dönüştürücü ve bölücü politikaların “açılım” ve “çalıştay”lar yoluyla uygulamaya sokulduğu bir siyasal süreçten geçmekteyiz.
Türkiye Cumhuriyeti’nin dili Türkçe’dir. Eğitim kurumlarında Türkçe’den başka hiçbir dil ve lehçe ana dil olarak okutulamaz.
Atatürkçü öğretmenler ve ulusalcı halkçı güçler, ulusal dilimize ve ulusal eğitime giydirilmek istenen etnikçi, ümmetçi, ırkçı ve bölücü elbiseyi kabul etmeyecek ve kabul edilmesine de izin vermeyeceklerdir.
Alevi yurttaşlarımız Atatürk cumhuriyetine bağlı, çağdaş ve yurtsever bireylerdir. Etnik taleplere meşruiyet kazandırmak için Alevilerin haklı taleplerinin kötüye kullanılmaya çalışılması ve bu yolla Alevilik meselesinin Kürt meselesiyle aynı paralelde değerlendirilmek istenmesi kesinlikle doğru bir yaklaşım değildir. Zira Alevi yurttaşlarımızın talepleri etnik talepler değil inançsal taleplerdir ve son derece haklı bir içeriğe sahiptir.
Değerli Basın Üyeleri,
Biz Kemalist eğitimciler olarak ulusumuzun etnik kimlikler yoluyla atomize edilmesine karşı olduğumuz gibi din, mezhep ve inanç temelinde bölünmeye çalışılması ve var olan kimi çelişkilerin derinleştirilmesine yol açacak düzenlemeler yapılmasına da karşıyız.
Alevi, Sünni, Şii inancına mensup yurttaşlarımızı mezhepsel kimlikler temelinde ayrıştırmak ve ayrıştırmayı eğitim sistemi yoluyla yürütmeye çalışmak, ülkemize ve halkımıza telafisi güç zararlar verecektir.
Bu bağlamda açıklıkla belirtelim ki, Alevi Çalıştayları sonunda hükümete sunulmak üzere hazırlanan ön raporda yer alan öneri ve düşünceler, mezhepçi ve ümmetçi anlayışın bir ürünüdür.
Halkımızı mezhepler temelinde bölmeye yol açacak uygulamaların öteden beri kimi sağ iktidarlar yoluyla yürütülmekte olduğu bir gerçektir.
1982 Anayasası ile okullara konulmuş olan Zorunlu Din Dersleri; laik, demokratik ve ulusal eğitim anlayışına tümüyle aykırı olmasına rağmen bu yanlışta ısrar edilmiş ve yaklaşık 30 yıldır çocuklarımız bir mezhep disiplini içinde eğitilmeye çalışılmıştır.
Zorunlu Din Dersleri, ülkemizdeki inançsal çeşitliliği yadsıyan ve ulusal kimlik yerine dinsel kimliği önceleyen bir anlayışla verilmektedir.
Oysa çağdaş ve laik eğitim, dinsel ve inançsal kimliği değil ulusal kimliği temel alan ve önceleyen bir anlayıştır.
Bu anlayıştan hızla uzaklaşılması ve eğitim sistemimizin gericileştirilmesi, laik cumhuriyeti tasfiye projesinin bir parçasıdır.
Eğitim İş Sendikası olarak 2006 yılından beridir Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarının içeriği hakkında hazırladığımız raporlar kamuoyunca bilinmektedir. Biz bu raporlarımızda, bu dersin müfredat ve içerik itibariyle Anayasaya ve temel insan haklarına aykırı unsurlar içerdiğini yüzlerce örnekle ortaya koyduk.
Sendikamızın Din Kültürü ders kitaplarıyla ilgili olarak hazırladığı raporlar, sendikamızı temsilen şahsım tarafından - ki ben de bir Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeniyim – pek çok gazete, tv ve radyoda gündeme taşınmıştır.
Din Dersi kitapları, öncelikle laik ve demokrat Sünni aileleri son derece rahatsız eden unsurlar içermektedir. Bilim dışı ve anti laik içerikteki müfredat, eğitim etkinliğinin akılcı ve olgucu olma özelliklerine aykırılık teşkil etmektedir.
Bizim bu saptamalarımız, gerek ulusal gerekse uluslararası mahkemelerce de kabul edilmiş durumdadır.
Bilindiği üzere, AİHM ve Danıştay 8. Dairesinin ve diğer kimi yerel mahkemelerin Zorunlu Din Derslerinin insan haklarına aykırı olduğuna hükmetmesine rağmen, hükümet, mahkeme kararlarını uygulamamaktadır. Din Derslerinin zorunluluğunun devamını savunurken Anayasaya gönderme yapılması da son derece düşündürücüdür. Zira, bu hükümetin Anayasayı değiştirmeye ne denli kararlı olduğu bilinmektedir.
Bu noktada Anayasanın 24 maddesinin değiştirilmesi ve Din Derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması insan hakları alanında çok önemli bir ilerleme sağlayacaktır.
Buna rağmen Alevi Çalıştayı sonunda hazırlanan sonuç raporunda mevcut Din Derslerinin zorunluluğunun devamı savunulmakta ve sadece içeriğinin değiştirilmesi önerilmektedir.
Oysa içerik ne kadar değiştirilirse değiştirilsin bu dersi verecek olan İlahiyat Fakültesi çıkışlı eğitici kadro belli bir mezhep disiplini içinde eğitildiklerinden, ders kendiliğinden ve yeniden bir mezhep dersi haline dönüşecektir.
İlgili raporda mevcut Din Derslerine ilaveten bir de “Din Eğitimi” odaklı, her mezhebe göre seçimli mezhep dersleri önerilmektedir. Bu öneri, Türk eğitim sisteminin iyice dincileştirilmesi sonucunu doğuracaktır. Okullarımıza dinsel ve mezhepsel kimliklerin sokulması hiç de iyi sonuçlar vermeyecektir.
Ancak öteden beri Türk eğitim sitemine Sünni ağırlıklı bir yapı ve anlayışın egemen olduğu da malumdur. Özellikle Zorunlu Din Dersleri yoluyla Alevi ve Caferi öğrencilerin Sünnileştirilmeye çalışıldığı yaşanan acı tecrübelerle sabittir.
Bu noktada, Alevi yurttaşlarımızın şikayet ve kaygıları son derece haklıdır. Zorunlu Din Dersleri yoluyla milyonlarca Alevi öğrenci asimile edilmektedir. Bununla birlikte sorun sadece Alevilerin sorunu değildir. Zorunlu Din Derslerinde koyu bir Sünni anlayışla yürütülen asimilasyonist ve gerici uygulamalar tekraren ifade edelim ki, laik ve demokrat düşünceli Sünni kökenli ailelerin öğrencileri için de son derece rahatsız edicidir.
Bu dersler, mahkeme kararları da göz önünde bulundurularak mezhepçi Sünni anlayıştan arındırılmalı, laiklik temelinde, din ve inançları sorgulayıcı modern ve pozitif bir yaklaşımla, ulusal kimliği önceleyerek yeniden düzenlenmeli, eğitim fakültesi çıkışlı ve felsefi nosyana sahip öğretmenler tarafından okutulmalıdır.
 
Basınımızın Değerli Üyeleri,
Yukarıda da kısmen değindiğimiz gibi hükümet mevcut Din Derslerinin devamı yönündeki ısrarına ilaveten, halihazırdaki derslerin “Din Öğretimi” odaklı olduğunu savunarak “Din Eğitimi” odaklı bir de seçimlik mezhep dersleri ihdas etmeye çalışmaktadır.
Seçimlik mezhep dersleri için yeterli pedagojik donanıma sahip kadronun bulunmadığı ortadayken ve Sünni ağırlıklı toplumsal yapının eğitim sitemine de egemen olduğu malumken bu uygulamanın sağlıklı bir sonuç vermesi beklenmemelidir. Böylesi bir uygulama mezhepsel ayrımcılığı derinleştirecek ve Alevi yurttaşlarımızın fişlenmesi sonucunu doğuracaktır.
Seçimlik Sünni mezhep dersi ve seçimlik Alevi mezhep dersi, ilk başta kimileri için gayet kabul edilebilir gelse de bu noktada uygun koşulların bulunmamasından ötürü uygulanabilirliği mümkün olmayan sonuçsuz bir girişim olarak kalmaya mahkumdur.
Bu noktada önemine binaen ifade edelim ki, isteyen yurttaşlarımız din ve mezheplerini özel yaşamlarında ve kendi ibadethanelerinde öğrenmelidirler. Nitekim Sünni yurttaşlarımız Kur’an Kursları yoluyla bu gereksinimlerini karşılamaktadırlar.
Ancak Alevi yurttaşlarımızın bu noktada büyük bir mahrumiyet içinde oldukları da sosyolojik bir gerçektir.
İşte bu nedenle başlangıçta, Alevi Çalıştaylarının kabul edilebilir çözümler üreteceği umut edilmekteydi.
Ne var ki, Alevi Çalıştayı ile yıllardan beri sür git devam eden kimi hak ihlallerinin ortadan kaldırılmasına yönelik düzenlemelerin yaşama geçirilebileceği umudu git gide zayıflamaktadır. Zira sonuç raporunda Alevi yurttaşlarımız için önerilen çözüm projeleri gerçeklikten uzak bulunmaktadır.
Hükümet ve Sünni egemen kadrolar çeşitli söz oyunları ve dolambaçlı yollar kullanarak Alevi kimliğini kabule yanaşmama ısrarlarını sürdürmektedir.
Devlet tüm inançlara eşit mesafede durmak; inanç özgürlüğü konusunda yaşanan sıkıntıları modern devlet anlayışıyla ve Cumhuriyet devrimleri düzleminde hızla gidermek zorundadır.
Hükümetin cem evleri üzerinden tekke ve zaviyelerin kapatılması kanununu ortadan kaldırmak için Aleviliği tarikat olarak nitelemesi ve bu yolla cem evlerini de tekke konumuna indirgemeye çalışması kesinlikle kabul edilmez. Zira bu durum, devrim kanunlarına karşı apaçık bir muhalefet girişimidir. Cem evleri, tıpkı kiliseler, sinagoglar ve camiler gibi temel bir ibadet merkezi olup Alevilik de bir tarikat olmanın ötesinde özgün bir inançsal akımdır. Aleviliği, tıpkı Kadirlik ve Nakşilik gibi faaliyetleri yasaklanmış tarikatlar kategorisine hapsetmek kesinlikle isabetli bir yaklaşım değildir.
Bu cümleden olarak; cem evlerinin statü itibariyle ibadethane olarak resmen kabulü, Aleviler üzerindeki Diyanet baskısının kaldırılması, şimdiye değin hiç hesaba katılmayan Ateist, Deist, Agnostik, Şamanist vb. felsefi düşünce ve inanç mensuplarının uğradığı hak ihlallerinin de dikkate alınması gerçek bir demokratikleşme için vazgeçilmez bir koşuldur.
Eğitim İş olarak; hükümeti, Alevi yurttaşlarımızın haklı talepleri konusunda duyarlı olmaya, mahkeme kararlarına uymaya ve eşit yurttaşlık ilkesini herkes için geçerli kılacak düzenlemeler yapmaya bir kez daha davet ediyor, Alevisi, Sünnisi, Caferisi, inananı, inanmayanı ile bütün yurttaşlarımızı Cumhuriyet Devrimleri etrafında kenetlenmeye çağırıyoruz.
Kamuoyuna saygıyla duyururuz.
 
M.Cemil KILIÇ
Eğitim İş Sendikası

Bu haber 362 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

MART 2010 (SAYI: 78)

ÖRNEK BİR ÜLKE TUNUS

ÖRNEK BİR ÜLKE TUNUS Hem Modern, Laik Cumhuriyet... Hem İslamiyet...

"TÜRK ALEVİLİĞİ" ÜSTÜNE...

"Türk Aleviliği" gazeteci-yazar Rıza Zelyut'un son kitabının adı. Zelyut'un bundan önceki kitabının adı ise...

GALERİ

ANKET

Yeni Anayasada Diyanetin durumu ne olmalıdır?




Tüm Anketler

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu