Karaca Ahmet Sultan
ANA SAYFA SİTE İÇİ ARAMA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama
CUMHURBAŞKANLIĞI ARMASINDA ON YEDİNCİ YILDIZ

CUMHURBAŞKANLIĞI ARMASINDA ON YEDİNCİ YILDIZ

Tarih 09 Haziran 2010, 14:19 Editör

A. Yılmaz SOYYER

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran aydınların klasik devlet geleneğinden gelen endişelerle devleti koruma uğruna tek inanç sistemi etrafında birleşmeyi arzulamış olmaları da o dönem için –zorlanarak da olsa– yadırganmayacak bir şey sayılabilir. Lakin aradan neredeyse yüz yıl geçtikten sonra kökenlerini hala laiklikle tahkim edememiş ve bu yüzden de vatandaşları arasındaki farklı inanç biçimlerini öteki sayan bir devlet kabul edilemez.

Eğer gerçek bir birlik isteniyorsa Türkiye’de yaşayan ve Kızılbaş olmayan halkın Safevi Devleti’ne saygı duyması en azından tahammül göstermesi yolunda çaba harcanmalıdır. Bu da tarihin nesnel bir bakış açısıyla ele alınıp genç nesillere anlatılmasıyla olabilir. Daha doğrusu genç insanların tarihi bilimsel yöntemlerle araştırması teşvik ve temin edilmelidir. Değilse sadece ideolojik bilgileri okullarda öğretmeye devam etmiş oluruz. Ben, hükümetin Alevi açılımını ciddi bulan ve destekleyen biriyim.

Özellikle Sayın Faruk Çelik ve danışmanı dostumuz Necdet Subaşı’nın çabalarının samimiyetinden kuşku duymamaktayım. Son günlerde “bir jest gerekli” söylemi her problemli konuda ön plana çıkarılan bir slogan oldu. O zaman biz de Alevi açılımında bir jest bekleyerek, 17. yıldızın cumhurbaşkanlığı armasına konulmasını dillendirelim.

Malumunuz cumhurbaşkanlığı armasında on altı yıldız bulunmakta ve bu yıldızlar tarih boyunca kurulmuş 16 Türk devletini simgelemektedir. Bir milli devlet, üstelik laik bir milli devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin köklerine vurgu yaparak tarihi sürecini cumhurbaşkanlığı armasında simgelemesi önemli bir durumdur; ancak bunu yaparken bir inanç vurgulu imparatorluk zihniyetiyle davranmaması gerekmektedir.

Osmanlı, yarı din devleti denilecek bir yapıydı. Onun inanç zeminine ters düşecek toplulukları reddedip yok sayması elbette anlaşılabilir bir durumdur. Bu çerçevede “Kızılbaş cenahı” ya da “yukarı canip” olarak adlandırdığı Safevi Devleti’ni sevmeyerek adını dahi anmak istememesi onun açısından makul bir şeydir. O da zaten İran’da hüküm sürüp kendisiyle uzun yıllar savaşan Kızılbaş Safevileri asla kendisinden saymamıştır.

Ancak 1923 yılında kurulup kendisini tarihte Türkçe konuşan ilk topluluklara kadar götürerek temellendiren Türkiye Cumhuriyeti’nin, bütün yönetim kadrosu ve halkının da çok büyük bir kısmı Türkmen olan bir devleti cumhurbaşkanlığı armasında temsil ettirmemesi çok garip bir tutumdur.

Hâlbuki bugünkü Anadolu halkının Selçuklu ve Osmanlı toplumu ne kadar dedeleriyse Safevi halkı da o kadar dedeleridir.

Kaldı ki, 1494-1858 yılları arasında Hindistan’da yani Osmanlı Türkleri Anadolu’dayken bambaşka bir coğrafyada hüküm süren Babür devleti bu armada yerini almıştır.

Zannım unutulmuş olabileceği yönündedir aksi takdirde bir laik ve milli devletin kendi vatandaşlarının azımsanmayacak bir miktarının manevi bağımlılığı bulunan, hatta onlara inanç önderliği etmiş bir devleti kendisinden saymaması düşünülemeyecek kadar abes bir şey olur.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran aydınların klasik devlet geleneğinden gelen endişelerle devleti koruma uğruna tek inanç sistemi etrafında birleşmeyi arzulamış olmaları da o dönem için –zorlanarak da olsa– yadırganmayacak bir şey sayılabilir. Lakin aradan neredeyse yüz yıl geçtikten sonra kökenlerini hala laiklikle tahkim edememiş ve bu yüzden de vatandaşları arasındaki farklı inanç biçimlerini öteki sayan bir devlet kabul edilemez.

Eğer gerçek bir birlik isteniyorsa Türkiye’de yaşayan ve Kızılbaş olmayan halkın Safevi Devleti’ne saygı duyması en azından tahammül göstermesi yolunda çaba harcanmalıdır. Bu da tarihin nesnel bir bakış açısıyla ele alınıp genç nesillere anlatılmasıyla olabilir. Daha doğrusu genç insanların tarihi bilimsel yöntemlerle araştırması teşvik ve temin edilmelidir. Değilse sadece ideolojik bilgileri okullarda öğretmeye devam etmiş oluruz.

Ben, hükümetin Alevi açılımını ciddi bulan ve destekleyen biriyim. Özellikle Sayın Faruk Çelik ve danışmanı dostumuz Necdet Subaşı’nın çabalarının samimiyetinden kuşku duymamaktayım. Son günlerde “bir jest gerekli” söylemi her problemli konuda ön plana çıkarılan bir slogan oldu. O zaman biz de Alevi açılımında bir jest bekleyerek, 17. yıldızın cumhurbaşkanlığı armasına konulmasını dillendirelim. Madımak meselesinden cemevlerine kadar çözüm bekleyen sorunlara böyle bir jest bir bahar meltemi serinliği getirecektir. Üstelik bu teşebbüs para pul da istememektedir. Cem evlerine statü, Alevi dedelerine maaş için ciddi miktarlarda para gerekebilir ama Safevi yıldızı armamıza bedava eklenir.

Bu işin yolunu bilmiyorum lakin her nasıl olacaksa bir an önce yapılmalıdır. Meclis karar verecekse –mesela– anayasa paketine bir madde daha eklenebilir. Ne dersiniz?

A.Yılmaz SOYYER

Bu haber 235 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

HAZİRAN 2010 ( Sayı 79 )

SICAK BİR YAZ BAŞLADI

SICAK BİR YAZ BAŞLADI Muharrem Ercan Dede

KEMAL KILIÇDAROĞLU FIRTINASI

KEMAL KILIÇDAROĞLU FIRTINASI Cemal Şener cemalsener@yahoo.com

GALERİ

ANKET

Yeni Anayasada Diyanetin durumu ne olmalıdır?




Tüm Anketler

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu