KARACAAHMET SULTAN DERNEĞİ

İkinci İmam - İmam Hasan

İMAM Hasan, Ali'nin, Fatıma'dan doğan ilk oğludur. Hicretin ikinci yılı Medine'de doğmuştur. Bu isim, Araplarda eski dönemde yoktu. Hasan ve Hüseyin, Peygamber tarafından, Harun Peygamber'in oğullarının (Şebber ve Şübber) isimlerinin Arapçaları olarak konmuştur. Bu durum, Hz Peygamber'in torunlarına çok özel yer verdiğini gösterir. Ayrıca, Peygamber'in reformcu tavrını da ortaya koyar.

İmam Hasan'ın, kız, erkek on beş çocuğu olmuş, soyu, Hasanül

 

Peygamber, İmam Hasan'ı dizine oturtur, o da Peygamber'in sakalını karıştırırdı. Muhammet, onun dudaklarını öperdi. Bir kere de hakkında, “Anam, babam sana feda olsun, kim beni severse bunu da sevsin” demiştir.

 

Hz. Ali'nin şehit edilmesinin ardından, Kufe Mescidi'nde İmam Hasan'a biat edildi. Ve resmen halife oldu. İmam Hasan, kısa bir hutbe okuyup minberden indi ve Muaviye ile savaş hazırlığına koyuldu. Fakat halk ona destek olmadı. Savaşa yolladığı ordusu, Şamlılara yenildi. Muaviye gerek para, gerek hile ile bütün önemli kişileri yanına çekmişti. Yalnız kalan

1) Halkın, Allah'ın kitabına, Peygamber'in yoluna uygun olarak idare edilmesi,

2) Hz. Ali yandaşı olanlara hiçbir şekilde kötülük yapılmaması,

3) Hz. Ali'ye kötü söz söylenmemesi,

4) Hak sahiplerine, Camel ve Sıffın savaşında şehit olanların evladına, haraç malından pay verilmesi,

5) Muaviye'nin kendisinden sonra, yerine birisini halife yapmaması.

Muaviye, anlaşma yazılıp taraflar ve tanıklar imzaladıktan sonra, “Ben, Hasan'la bazı şartlara uyacağımı vaat ederek anlaşmıştım ama, o şartların hepsi de ayağımın altına. Onların hiçbirini yerine getirmeyeceğim” dedi.

Ve dediğini de yaptı. İmam

 

 

 

 

 

(Şehitler Şahı İmam Hüseyin)

     ÜÇÜNCÜ İmam Hüseyin, 625 ya da 626 yılında Medine'de doğmuştur, Fatıma'nın ikinci oğludur.

Lakabı Eşşehit, künyesi Ebu Abdullah’tır. Altı erkek, iki kız çocuğu olmuştur. Hz. Hüseyin, Şehitler Şahı diye anılır. İslamiyet'in en umutsuz döneminde; canını, evlatlarını, akrabalarını feda ederek Peygamber yolunu canlandırmasıyla, müminlerin gönlünde sultan olarak taht kurmuştur.

Hz. Peygamber, Fatıma'nın evinin önünden geçerken, İmam Hüseyin'in ağladığını duyup Fatıma'ya,

 

Aleviler için, İmam Hüseyin'in ayrı bir yeri vardır. İmam Hüseyin'in kişiliği, tavrı, düşünceleri ve başına gelenler; yüzyıllar boyunca bir destan gibi kuşaktan kuşağa aktarılarak bugünlere gelmiştir. Alevilerin toplumcu ve mücadeleci kişiliklerinin oluşumunda İmam Hüseyin'in tutumu çok büyük etki yapmıştır. Bir boyutuyla trajedi olan olay, öbür boyutuyla toplumsal bir başkaldırının filizi olmuş; sönmez bir meşale olarak gönülleri tutuşturmuştur.

İmam Hüseyin'in Kerbela'da ailesi ve yandaşlarıyla birlikte şehit edilmesi aniden ve rastlantısal olarak ortaya çıkmış bir olay değildir.

İmam Hüseyin, kardeşi İmam Hasan'ın, Muaviye ile anlaştığını duyunca, ağlayarak yanına gitti ve nedenini sordu. O, ağabeyinin imzaladığı anlaşmaya ses çıkarmadı ise de Muaviye'ye asla biat etmedi, baş eğmedi.

İmam Hüseyin, kardeşi İmam Hasan'ın ölümünden dokuz yıl sonra ve Muaviye'nin ölümünden iki yıl önce Mekke'ye gitmiş, Haşimoğullarıyla Ehlibeyt dostlarını toplayıp bir hutbe söylemişti. Ehlibeyt'e ve yandaşlarına yapılan zulümlerden söz eden İmam Hüseyin, “zalimlerin her yanı tuttuğunu, Müslümanların, onlara, adeta kul köle kesildiklerini, imansız kişilerin işbaşına geçtiklerini” söylemişti. İmam Hüseyin, inananlara, zalimlerin acımadıklarını, zayıflara şiddetli davrandıklarını, bütün bunlara karşı da Allah'ın kendilerine ululuk bağışladığı kişilerin sustuklarını vurgulamıştı. Sözlerini şöyle tamamladı

Ey halk, bize yardım etmezseniz, hakkımızda insafa gelmezseniz, zalimler size musallat olurlar. Peygamberinizin dininin nurunu söndürürler.”

 

İmam Hasan’ın 669/670 yılında hakka yürümesinden sonra Muaviye, hilafet konusunda daha rahat hareket etmeye başladı ve yerine oğlu

Muaviye’nin bu tavrına dönemin şu dört önemli kişisi karşı çıktı:

     1- Alioğlu Hüseyin,

     2- Zübeyroğlu Abdullah,

     3- Abbasoğlu Abdullah,

     4- Ebu Bekiroğlu Abdurrahman,

     5- Ömeroğlu Abdullah.

Arapların en önemli isimlerinden peygamberin amcası Abbas’ın oğlu ile önceki üç halifenin oğulları, Muaviye’nin bu dayatmasını kabul etmiyorlardı. Muaviye bunlardan Abbasoğlu Abdullah ile Ömeroğlu Abdullah’ı ikna etti. Fakat Alioğlu Hüseyin (İmam Hüseyin) biat etmeye (Yezid’in yöneticiliğini kabule) yanaşmadı. Aynı biçimde,

Muaviye, 680 yılında öldü ve yerine oğlu Yezit geçti. Böylece İslamiyet öncesinin hakimleri egemenliklerini perçinliyordu. Hem de daha güçlü olarak. Müslümanlıkta saltanat başlıyordu. Yezit, putperest ataları gibi yaşıyor. İslamiyet'i hiçe sayıyordu. Kerbela'da şehit edilen Hüseyin'in başı bir tabak içinde önüne getirilince de İbn Zibari'nin, Uhut savaşından sonra söylediği şu beyitleri okumuştu:

 

İşte böyle bir kişi, Müslümanların başına geçmiş, “inananların başı” diye anılmaya başlamıştı. Hz. Hüseyin, bundan dolayı Medine'de kendilerine rastlayan ve Yezit'e biat etmesini öğütleyen Mervan'ın sözlerine karşılık

 

Bu sırada kardeşi Muhammet Hanefiyye, İmam Hüseyin’e mektup yollayarak, “Yezit’e biat etmemesini, halkı kendisine biate çağırmasını, halk kendisine biat etmezse Medine’den Mekke’ye gitmesini, orada da rahat bırakmazlarsa Yemen’e geçmesini, orada da baskı yaparlarsa bir dağ başına çekilmesini ve ortalık sakinleşinceye kadar beklemesini” önermişti.

 

Hareket’ten önce dedesi

9 Mayıs’ta Mekke’ye ulaşan

 

İlki 15 Haziren 680’de

 

 

 

 

 

 

Yola devam eden Hüseyin ve ekibi Kufe’de Müslim’in şehit edildiğini öğrendi. Bir durum değerlendirilmesi yapıldı. Müslim’in oğulları ve kardeşleri “Ya intikamımızı alalım veya biz de öldürülelim.” dediler. Bunun üzerine Kufe’ye gidiş yolculuğu sürdürüldü.

Kufe'yi denetim altına alan

Ubeydullah bunu öğrenince hemen Peygamberin yakın dostlarından olan Ebu Vakkas'ın torunu Ömer komutasında 10 bin kişilik bir orduyu Hz. Hüseyin'i yakalamaya yolladı. Rey ve Taberistan valiliği vaadini alan

Ömer, bu sözlerden etkilenmedi. Bu görüşmeleri öğrenen Ubeydullah, Ömer'e sert bir mektup yolladı.

 

Yezit karşısında baş eğmemek kararında olan Hz. Hüseyin, bu tutumunun sonucunda kurtuluş olmadığını anlamıştı. Bunun için Ehlibeyt'i ve sevenlerini toplayarak onlara şunu söyledi: “Kufe halkı, sözünü unutmuş; yeminini bozmuş... Yardıma gelmeyecekleri anlaşıldı. Yezit'in askeri ise her yanı tutmuş. Kanımızı akıtmaya karar vermişler. Biz de küfre batan Yezit'e ve Ebu Süfyan soyuna baş eğmemeye karar vermişiz. Bu nedenle, bizleri bekleyen ancak ve ancak, şehitliktir.

 

İmam Hüseyin, bu şehitlik yolunda kimseyi zorlamak istemediğini açık açık söylemişti ama kimse onu bırakıp ayrılmadı. Geri dönmek, Hicaz topraklarına gitmek geçici bir kurtuluş olabilirdi. Fakat,

16 bin kişilik Yezit ordusu (Kimi kaynaklarda 20 bin kişi, kimisinde 32 bin olduğu belirtiliyor.) Hz. Hüseyin'in 72 kişilik savaşçılarına karşı (Bazı kaynaklarda sayının 80 kişi olduğu yazılıdır) harekete geçti. İmam Hüseyin, Peygamber Muhammet Mustafa'nın abasını giydi, onun kılıcını kuşandı ve Zülcenah adlı atına binip Emevi askerlerini karşıladı... Muharrem ayının onuncu (Aşura) günü gidi...

Gerek savaşçılar, gerek çocuklar ve kadınlar; susuzluktan bunalmışlardı. Çöl sıcağında günlerdir süren susuzlukları dayanılacak gibi değildi. Özellikle çocuklarla kadınlar, susuzluktan ölmek derecesine gelmişlerdi. Fakat, inançları tamdı.

İmam Hüseyin, Yezit ordusunun karşısına geçerek şöyle seslendi: “Ey zavallılar! Mademki savaşta kararlısınız, o zaman teker teker dövüşelim. Teke tek dövüşelim ki, kim yiğit, kim korkak dünya alem anlasın.”

Düşman ordusunun karşısına ilk çıkan savaşçı Hür idi. Ebu Süfyan ordusundaki kumandanlığı bırakıp Hüseyin yandaşlığını seçen bu yiğit insan, dövüşe dövüşe birçok Yezit askerini öldürdü. Sonunda Emevi askerleri topluca saldırıp onu şehit ettiler...

Sonra, İmam Hasan’ın oğlu

Sırasıyla, Ehlibeyt'ten savaşçılar ortaya çıktılar, dövüşe dövüşe öldüler. Onların ölümleri, geride kalanların yüreklerine korku salmadı. Cafer-i Tayyar'ın evlatları; İmam Hasan'ın evlatları, İmam Hüseyin'in evlatları teker teker savaş meydanına çıktılar. Toplu hücumlarla öldürüldüler... Ölüm, bu insanlar için sanki kurtuluş gibiydi... Daha güzel bir dünyaya atılıyor; oraya kavuşmak için içlerinde en küçük bir korku duymuyorlardı. Dövüştüler, yiğitçe dövüştüler ama, düşman öldürmekle bitmiyordu. Sonunda teker teker tümü şehit oldu.

Bir Zeynelabidin kalmıştı. O da hasta idi. Savaşmak için izin istediğinde, babası İmam Hüseyin izin vermedi. Ona, dedesi Hazreti Muhammed (sav) ve babası İmam Ali'den kalan imamet emanetlerini teslim etti. Ailesine veda ettikten sonra atına binip tek başına Yezit ordusunun karşısına çıktı. Kendisiyle dövüşecek er istedi...

Teke tek dövüşte kimse

 

 

Düşman askerleri bu sözlerden etkilenip İmam Hüseyin'e saldırdılar; ok atmaya, mızrak savurmaya başladılar. İmam Hüseyin, yaralardan akan kan yüzünden güçsüz düşmüştü. Sonunda atından çöle düştü. Emevi askerleri kılıçlarla mızraklarla vurarak onu şehit ettiler.

İmam Hüseyin’in vücudunda tam 33 mızrak, 34 kılıç yarası vardı.

 

Yezid ordusu, erkekleri katlettikten sonra Ehlibeyt çadırlarına girerek yağmalamaya başladılar.

 

Ehlibeyt şehitlerinin başları kesildi ve hediye kazanmak üzere ordunun komutanlarına dağıtıldı. Yezit askerlerinden ölenler, gömüldü. İmam Hüseyin ve yandaşlarının cesetleri atlara çiğnetildikten sonra çölde bırakıldı. Kadınlar ve çocuklar, çıplak (koşumsuz) develere bindirilerek Şam'a gönderilmek üzere Kufe'ye yollandı.

Kerbela şehitlerinin naaşları ertesi gün Beni Esad kabilesinden Gadıriyye köylüleri tarafından gömüldü.

 

Bunun üzerine Ubeydullah, “Yemin ederim ki yaşlı olmasaydın, boynunu vurdururdum.” diye Erkamoğlu Zeyd’i tehdit etmişti. Zeyd, saraydan çıkarken “Ey Araplar, siz bugünden itibaren artık kölesiniz. Çünkü Fatıma’nın oğlunu öldürüp Mercane’nin oğlunu kendinize emir yaptınız. O sizin en hayırlılarınızı öldürüyor, kötülerinizi de köle yapıyor. Zillete razı olanlar, mahvolsun (

Ehlibeyt; Şam'da, Yezit'in karşısına çıkartıldı. Gerek Zeynelabidin, gerekse Zeynep,

Bu, tarihte bir eşi daha görülmemiş yiğit direniş ve karşılaştığı katliam, halk arasında gizliden gizliye büyük tepki yarattı. Halkın çoğu Yezit'e lanet ediyordu. Bu tepkiyi haber alan Yezit, Ehlibeyt'in kalanlarına dokunamadı ve onları Mekke'ye yolladı.

Aleviler, Hz. İmam Hüseyin ve peygamber soyunun Kerbela'da susuz susuz şehit edilmelerini asla unutmamıştır. Bu acıyı yüreklerinde yaşatmışlar ve

Kerbela'da meydana gelen çatışmada, Yezit, zafer kazanmış gibi görünse de tarih, asıl kaybedenin o olduğunu ortaya koydu. Yenilen Yezit, yenen ise

Tarihe ve bugünlere baktığımızda,

Alevilerin en çok sevdiği kişiliklerden birisi olduğu için; Alevi karşıtlarının pek tutmadığı; hatta günümüzde, bazı sarıklı profesörlerce terörist gibi gösterilmeye çalışılan İmam Hüseyin'in değeri, zaman içinde daha iyi anlaşılacaktır. Şundan eminiz ki, gelecekte, İmam Hüseyin'i yalnız Aleviler değil tüm insanlık sevgiyle anacaktır...

Copyright © 2011 KARACAAHMET SULTAN DERNEĞİ | Tüm Hakları Saklıdır.
 
AKSİSNET BİLİŞİM