CEVAP: Alevilik reel İslamın muhalif bir söylemidir. Dinler tarihi incelendiğinde görülecektir ki, her dine başlangıçta olmayan bazı kurallar sonradan girer.
Dine sonraki zamanda katılan bu kurallar zamanla kesinlik kazanır ve dinin esasları arasında yer alır.
Bu yeni kurallarla ortaya çıkan biçim, sonraları dinin başlangıçtaki gerçek biçimiymiş gibi kabul edilir. Halbuki bu yeni kuralların dine kabul edilip edilmemesi için hayli mücadele verilmiştir. Sonuçta, güçlü olan kesim diğer kesimlere kendi istemlerini zorla kabul ettirmiştir. Diğer dinlerin olduğu gibi İslam dinininde başına gelen budur. Kur’an-ı Kerim ve hadislerin Hz. Muhammed’in ölümünden sonra başa geçen halifeler tarafından farklı yorumu, farklı İslami anlayışları ortaya çıkarmıştır. Bu anlayışların giderek kurallaşması ve kurumlaşması mezhep ve tarikatlari oluşturmuştur.
İslamiyet’in kısa zamanda farklı uluslara yayılması, farklı kültürel ortamlarla tanışması dinin kitabı Kur’an-ı Kerim ve peygamberin sözleri olan hadislerin Hz. Muhammed’in vefatından hayli sonra yazıya geçirilmesi bu farklı yorumlar için gereken zemini hazırladığı söylenebilir.
Hz. Ali, Hz. Muhammed’in amcasının oğlu ve aynı evde kardeşi gibi yetiştirdiği biriydi. Hz. Ali aynı zamandaHz. Muhammed’in çok sevdiği biricik kızı Fatma’nın eşi idi.
Ve Hz. Ali İslamiyet’i ilk kabul eden insanlardan biriydi. Hz.Muhammed, vefatından sonra kendi yerine geçecek kişi olarak Hz. Ali’yi düşünüyordu. Ama olay düşündüğü gibi olmadı.
Hz. Muhammed’in vefatından sonra İslamiyet içinde ilk kırılma oldu. Halife Ebubekir oldu. Böylece İslam tarihinde Ali yanlıları yani Ehlibeyt yandaşları ile Ebubekir yanlıları ya da Emeviler oluştu. İşte yaşanan bir dizi tarihsel-toplumsal olaylardan sonra Ali yanlılarına; “Ali Şiası”, “Ali yanlıları” ve süreç içinde “Aleviler” dendi. Diğerlerininde bir kısmına “Sünni” dendi.
Türkler islamiyetle, İslamiyet’in doğuşundan yani, 620 yıllarından yaklaşık 250-300 yıl sonra tanıştılar. Türkler İslamiyeti Türkistan’ı fethe çıkan Arap orduları ile tanıdılar. Bu fetihe karşı çok direndiler. Çok can verdiler, çok savaştılar. Sonuçta güç karşısındaİslamiyeti kabul etmek zorunda kaldılar. Kabul ettiklerinde ise, İktidarı elinde tutan Emevi İslamı değil, Muhalif olan Ali yandaşlığını benimsediler.
Böylece süreç içindeTürkistan’dakiSufi-tasavvufi akım ile İslamiyet yeni bir Sentez oluşturdu. Bu oluşum Ahmet Yesevi, Lokman Parende, HacıBektaş Veli’de kendini ifade eden İslami yorumu oluşturdu. İşte adına daha sonraki yıllarda Alevilik-Bektaşilik denen oluşum budur. Emeviİslam’ın tersine, eşitlikçi, özgürlükçü, bölüşümcü, kadın-erkek eşitliğinden yana, 72 millete bir gözle bakan, insan sevgisini inancın merkezine koyan hoşgörülü bir İslami yorum böyle oluşur.
İslamiyet, Arap yarımadası dışındailerledikçe farklı oluşumlar üretmiştir. İslamiyet ileMısır kültürü karışınca Fatimilik doğmuştur. İslamiyet ilePakistan-Hindistan kültürü tanışınca İsmailiye anlayışı oluşmuştur. İslamiyet Mezopotamya’da Şafiilik akımını, İran’da Şiilik anlayışını Türklerle tanışması sonucu ise Aleviliği oluşturmuştur. Yani Alevilik; İslamiyet”in farklı bir yorumudur. İslamiyet’in TÜRKÇEkonuşmasıdır. İslamiyete egemen olan anlayışa muhalif bir yorumdur. İslam tarihinde her tür haksızlığa tepki temelinde oluşan hümanist, sevecen, kıblesine insan sevgisini koyacak denli sevgi ile dolu bir yorumdur. Böyle olmanın bedelini ise çok ağır faturalarla ödemiştir ve ödemeye devam ediyor.
Musevilik ve Hıristiyanlık içinde nasılki farklı yorumlar var ise, İslam içindeki farklı bir İslami yorumda Aleviliktir. Tıpkı; Hanefilik, Şafiilik, Hambeli, Maliki, Şii ve Vehabi vs. gibi…
Aleviliğe, dinler tarihinde benzerlerinden daha tahammülsüz davranılmıştır. Alevilik tarihi boyunca hiçbir dönem kendini özgürce ifade edememiştir. Selçuklu ve Osmanlı dönemindeki uygulamalar adeta Arap-İslam dönemini aratmamıştır. Selçuklular dönemindeki Babai Başkaldırısında hayatını kaybeden onbinlerce Alevi bu dönem için anılacak örneklerden bir tanesidir. Osmanlı döneminde de; Pir Sultan Abdal Olayı, Kalender Çelebi Olayı, Şahkulu Olayı, Çaldıran Savaşı ve bitip tükenmeyen Celali Ayaklanmaları ile 2. Mahmut dönemindeki Yeniçeri katliamı bu dönemi karekterize eden tipik olaylardır.
Alevilik, tarihte siyasi ve ekonomik gücü ellerinde tutan egemenlerin dini kullanarak oluşturulan iktidarına karşı olduğu için merkezi otorite tarafından sürekli hırpalanmıştır. Kendini ifadesi engellenmiştir. İktidarların teokratik niteliği özgürlükçü yorumun yaşamasını engellemeye çalışmıştır. Durum böyle olunca Alevilik kendini ancak gizleyerek, saklayarak yaşatabilmiştir. Tasavvufi ve batıni anlayış bu ifade biçiminin dışa vurumundan başka bir şey değildir. Alevi edebiyatı; nefesleri, duazları ile Bektaşi fıkraları böyle oluşmuştur.
Aleviliğin kendini kısmen bile olsa özgürce ifade ettiği dönem, kurulan laik Cumhuriyet ile birlikte olmuştur. Ama buda kısa sürmüştür. Osmanlı’daki teokratik yapının temsili bir kurumu olan Şeyhülislamlığın yerine Diyanet İşleriBaşkanlığı ikame edince Alevilik kısa süren meşruyetini de yitirmiştir.
Ülkemizde son 70 yıldır din işlerini düzenleyen kurum Bakanlığa bağlı bir devlet bakanlığına bağlı genel müdürlük olan Diyanet İşleriBaşkanlığıdır. DİB tüm yurttaşlardan kesilen vergilerden oluşan bütçesi ile sadece bir mezhebe hizmet vermektedir. Yani ülkemizde laik olduğunu iddia eden devletin dini tercihi olduğu gibi mezhep tercihide yapılmıştır.
Devlet yurttaşlarının inancı karşısında tarafsız değildir. Devlet mezhepçi bir yapılanmayı son 70 yıldır ısrarla sürdürüyor. Halbuki laik bir ülkede devletin dini olmaz, mezhebi olmaz. Yurttaşların dini mezhebi olur. Devlet tarafsız, hakem olmalıdır. Ama bu özelliği ile devlet mezhepçi bir görüntü vermektedir.
2005 yılı bütçesinden DİB’e ayrılan bütçe yaklaşık 2 katrilyondur. Bu, diğer din hizmetleri ve yan gelirlerle birlikte 3 katrilyon lirayı bulmaktadır. Bu bütçenin tamamı tek bir mezhebin hizmetine sunulmaktadır. Halbuki, bütçeyi oluşturan vergiler tüm yurttaşlardan alınmaktadır. DİB bünyesinde 100 bin din adamı bulunuyor. 100 bin cami var. 100 bin kişi içinde bir tek kişi Alevi yoktur. 100 bin cami var ama son yıllarda yapılan 3-5 cemevi ve dergah ülkemizde nüfusu 15 milyonu aşan Alevi toplumu için çok görülmektedir.
Aleviler inançları gereği namaz kılmazlar, camiye gitmezler. Onların ibadetlerinin adı “cem”dir. Bunu da Cemevleri’nde ve dergahlarda yaparlar.
Din Bütçesi, Azınlıklar ve Aleviler
Türkiye kamuoyu bir süredir adeta AB ilerleme raporu veBaşbakanlık İnsan HaklarıKomisyonu raporunda sözü edilen “azınlık” kavramına kilitlenmiş bulunuyor. Her iki raporda “azınlık” olarak ifade edilen kesimler kendilerinin azınlık olmadığını ifade ettiler. Bu bağlamda Aleviler’de azınlık olmadıklarını ülkemizin kurucu ana unsuru olduklarını ısrarla ifade ettiler.
Aleviler, azınlık kavramına yüklenen siyasi anlamdan dolayı kendilerini azınlık kabul etmediler. Birlik ve bütünlükten yana tavırlarını her zaman olduğu gibi yine ısrarla yinelediler. Bu durumdan elbette laik Cumhuriyet’ten, birlik bütünlükten yana ülkemizde bulunan sağduyulu kişi ve kurumlar elbette memnun oldular. Ama bu, ülkemizdeki şartların güllük gülistanlık olmadığını Alevilerin birçok sorununun çözüm beklediğini de unutmamak gerekir. Bunların başında ise, hormonlu yapısı birçok toplumsal kesimi rahatsız eden Diyanet İşleriBaşkanlığı geliyor.
Kamuoyunda azınlık tartışmaları bitmeden 2005 yılı bütçesiTBMM’de görüşülmeye başladı. Türkiye’de din ve devlet işlerini düzenleyen kurum Diyanet İşleriBaşkanlığı’dır. Bu kurumun bütçesi de genel bütçeden ayrılan paydan oluşuyor. Bu kurum bir devlet bakanlığına bağlı bir genel müdürlüktür. Ama son 20 yıldır ayrılan bütçe bir genel müdürlük bütçesinden çok, en büyük bakanlık bütçeleriyle yarışıyor. Diyanet bütçesi ‘2004’ de 2 katrilyon TL. idi. 2005 yılında ise; yaklaşık 3 katrilyon TL. dir.
Bu rakam tek tek, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık bütçesinden büyük bulunuyor. Bu bütçe tek tek, KültürBakanlığı’ndan, Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan, Köy İşleriBakanlığı’ndan, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan, İçişleriBakanlığı’ndan vs. yüksektir.
Diyanet İşleri, bu bütçe ile ülkemizde sadece bir mezhebe hizmet veriyor. Bu bütçe Aleviler’den de kesilen vergilerden oluştuğu halde Diyanet Alevilere hizmet vermiyor. Bu bütçe laik yurttaşlardan, ülkemizdeki müslüman olmayan yurttaşlardan, ateistlerden ve Şii veŞafii mezhebinden olan yurttaşlarında verdiği vergilerden oluşuyor. Ama onlarada hizmet vermiyor. Diyanet bütçesi haksız bir bütçedir. Helal bir bütçe değildir. Bu bütçeden yaklaşık 100 bin camide görev yapan 100 bin imam maaşını alıyor.
Diyanete ayrılan bütçe genel bütçeden ayrılıyor. Genel bütçeye ise diyanet görevlilerinin haram dediği bir dizi gelir karışıyor. Örneğin, diyanet görevlileri içkiye haram der. AmaTürkiye’de içki, sigara vs.den alınan vergiler bütçede toplanır. Milli piyango, kumar, eglence yerleri, bar, pavyon hatta genelev vergileri bütçede toplanır. Diyanet İşleriBaşkanlığının katrilyonluk bütçesi alınan bu vergilerden oluşuyor. Peki dini bütün Diyanet İşleri uleması bu durumu nasıl içine sindiriyor. Gayri meşru ve haram denilen kaynaklardan oluşan paraları nasıl maaş olarak alıyorlar. Veya bu paralarla nasıl camiler vs. yapıyorlar.
Aleviler azınlık değiller ama “Din bütçesi” söz konusu olunca Aleviler yok sayılıyor. Hiç hak sahibi sayılmıyor. Aleviler azınlık değil deniyor ama Alevilere okullarda zorunluSünnilik Dersleri öğretiliyor. Bu hata yıllardır sürüp gidiyor. Aleviler azınlık değil deniyor. AmaRamazan ayında tüm devlet ve özel TV’ler gazeteler, radyolar bir ay Ramazan programları yapıyor. Ama Aleviler’in inançları olan Muharrem Orucu, Hızır Orucu, Nevruz Kutlamaları yok sayılıyor. Aleviler azınlık değil deniyor ama ülkemizdeSünni yurttaşların İbadet yapmaları için 100 bin cami var. Azınlık sayılan Rumlar’ın, Ermenilerin, Musevilerin yüzlerce ibadet yeri var. Ama Aleviler’in son yıllarda yapılan 3-5 Cemevi AB yandaşı Ilımlı İslamcı hükümetimizi ve Başbakanı fevkalede rahatsız ediyor.
Alevilerin ezici çoğunluğuTürk kökenlidir. Ve Aleviler İslamiyetin birçok yorumu gibi Hanefi, Şafii, Şii, Maliki, Hambeli farklı bir yorumuna inanıyorlar. İslamiyet’in Emevi yorumuna inanmadıkları için egemen yorum onları dışlıyor. Çoğunluk hakları denilen haklardan yararlandırmıyor. Kendilerini özgürce ifade edemiyorlar. Ve inançlarının gereği gibi ibadetlerini yapamıyorlar.
Aleviler azınlık olmadıkları için yani gayri-müslim olmadıkları için onların haklarından da yararlanamıyorlar. Yani; Aleviler tarihleri boyunca (Atatürk dönemi hariç) ne çoğunluk haklarından yararlanabilmişlerdir. Ne de azınlık haklarından yararlanabilmişlerdir. Tam anlamı ile yok sayılmışlardır. İki arada kalmışlardır.
Toplumda bugün bile ne yazıkki Aleviler ile ilgili olarak ayrımcılık yapılmaktadır. Devlet kapısı adeta Aleviler için kapılıdır.Tanınmadan memur, işçi vs. olan ise tanındıktan sonra ayrımcılığa tabi tutulmaktadır. Özel sektörün önemli bir kısmında Alevi olduğu bilinen kişinin işe alınma şansı adeta yoktur. Alınan ise tanındıktan sonra çalıştırılmaz.
Aleviler inancı gereği camide kılınan beş vakit namazı bilmez, kılmaz. Ramazan orucunu tutmaz. Ama toplumsal yaşamda bu özelliklerini mahallede komşusundan, işte mesai arkadaşından, okulda sıra arkadaşından, askerde tertibinden saklamak zorundadır. Toplumda hâlâ 5 vakit namaz kılmayan kişiye vebalı gibi bakılmakta kafir sayılmaktadır. Cenaze namazı kılınmamaktadır. Aleviler “azınlık” olmak istemiyor. Ama bu saydığım ve sayamadığım ayrımcı uygulamalar içinde hiç mutlu yaşamıyor. Yani toplumsal yaşam bugün bile Aleviler için hiçte güllük gülistanlık değil. Ayrımcılık Alevinin canına tak etmiş bulunuyor.